Seks konusunda kafa karışıklığının bir kısmı dinden kaynaklanır. Sizi şaşırtabilir, ancak 1800’lü yıllara kadar, yüzyıllar boyunca kilise rahipleri kadınların cinsel güdülerinin aşırı olduğunu ve şehvet güdülerini kontrol edemediklerini yani kolayca baştan çıkarılabileceklerini düşünmüş ve bunu öğretmiştir (ne yani, bu bir öngörü müydü neydi?) Kadınların kilisedeki güçleri arttıkça sözsüz bir anlaşma ortaya çıktı: Eğer kadınlar cinsel ilgilerini yadsırlar ve sürünün ahlakını koruyan bir rol üstlenirlerse kilise tarafından daha olumlu karşılanacaklardı (Baumeister, 1991). Bu günümüzde bile toplumsal cinsiyet rolleri hakkındaki "anlayışımızı" yansıtmaktadır, ancak kadınların 150 yıl öncesine dek cinsel arzuları çok yoğun (ve aşağı düzeyde) yaratıklar olarak görüldüğünü de unutmamalıyız. Cadı avlarına yol açan şey kadınların şeytanla seks yaptıklarına ilişkin uydurmalardı (17 ve 18. yüzyıllarda 500.000 kadın yakılmıştı, bu hiç de azımsanmayacak bir sayıdır). Hala cinsel efsaneleri gerçeklerden ayırmakla meşgulüz. Örneğin, günümüzde kadınların cinsel "bekçilik" yapması ve seksten önce aşkın olması gerektiği yönündeki ısrarları, dindar erkeklerin yüzyıllar boyu yönelttiği cinsel suçlamalarla ne derece ilgili olabilir? Ya da kadınların cinsel engellemeleri pratik olarak kişilerarası siyasete bağlı olabilir mi (erkekler "süt hazır geliyorsa neden inek satın alayım ki?" diye düşünürler)? Veya kadınlar çağlar boyunca şehvet içeren seks yerine sevgi, yakınlık ve güvene daha fazla ilgi göstermeyi öğrenmiş ve/veya bu şekilde evrimleşmiş (ya da yaratılmış, hangisi size uyuyorsa, MAE) olabilirler.
Bir üniversite sınıfına gidip isim belirtmeksizin gizli, utandıkları bir şey yazmalarını isteseniz yanıt sıklıkla seks hakkında olacaktır. "Kürtaj oldum", "Mastürbasyon yaparım", "Evli biriyle çıktım", "Sevmediğim biriyle seks yaptım", "Erkek arkadaşımla oral seks yaptım", "Kendi cinsimden birine tutuldum", "Zenci biriyle seks yaptım", "Büyük penisler/göğüsler beni cezbeder". Kendini cinsel olarak özgür kabul eden bir kültür için bizler bir sürü takıntıya ve kabahate sahibiz.
Diğer yandan, 1960'lardan beri cinsel etkinlikte bir patlama yaşanmıştır, bunlardan bazıları budalaca dürtüsel ve eşe karşı oldukça düşüncesizdi. Bir çok genç kız hamile kalmaktadır (bkz. sonraki tartışma). Hatta bazı çalışmalar kızların %60 ilâ 90'ının ilk cinsel ilişkilerinde doğum kontrolü uygulamadıklarını göstermiştir. Diğer araştırmalar onlu yaştakilerin üçte ikisinin ilk defasında doğum kontrolü uyguladıklarını ama sadece %17'sinin her defasında prezervatif kullandıklarını belirtmektedir. Her durumda, cinsel olarak aktif genç kızların üçte birinden fazlası on dokuz yaşına gelmeden önce hamile kalmaktadır (Maier, 1984). 1980'lerin sonunda, üniversite öğrencileri cinsel olarak daha aktif hale gelirken daha az doğum kontrolü uygulamaktaydı. Bu, ülkemizdeki kürtaj sayısının yüksekliğini açıklar. Öyle görünüyor ki, seksten duyulan suçluluk ve kişisel utanç cinsel ilişkiyi önlememekte ancak gebeliğin önlenmesi için yapılması gereken planlamaları önlemektedir. Aynı zamanda, seksle ilgili genel duygusal rahatsızlık prezervatif kullanımını azaltarak AIDS ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkları artırabilir.
___________________________________________________________________________
Seks tabusu görüşüne göre seks ve aşk öylesine önemlidir ki bunlar önemsizmiş gibi davranmak zorundayız ve yine, seks ve aşk o kadar duyguyla yüklüdür ki bunlar hakkında düşünmek tehlikelidir.
James Weinrich (1987)
____________________________________________________________________________
Annesi dört yaşındaki oğlunun pantolonunun üstünden penisini ovduğunu görünce sorar "Ne yapıyorsun?" (Ne yaptığını tabii ki biliyordur! Ama yine de sorar.)
Oğlan cevap verir, "Hiçbir şey." (Ne yaptığını tabii ki biliyordur! Ama dört yaşında bile yaptıklarını inkar etmeyi biliyor.)
Anne çocuğun yalanını ve inkarını tamamen görmezden gelerek "İyi o zaman yapma!" der.
Çocuk gerçeği dolaylı biçimde kabul ederek "Tamam" der ve pek de tepki vermeden oyununa geri döner.
Bu etkileşim her evde gerçekleşebilir ancak burada yer alan dürüst, apaçık meydanda olan iletişime dikkat edin. Çocuk annesinin yanında penisiyle oynamanın korkunç olduğunu zaten öğrenmiştir ve tekrar öğrenmektedir, bu en azından annesinin gözünde böyledir ve tartışılmazdır. Çocuğun penisiyle neden oynadığını ya da bunun ne denli zevk verdiğini tartışmaktan kaçınırlar. Anne kendisinin de bunu gizlice yaptığını kabul etmemektedir. Anne, çocuğunun kendisi de dahil diğer insanların önünde pipisiyle oynamasının uygun olmayacağını ve bu nedenle herkesin içinde değil, ama tek başınayken yapmasının sorun yaratmayacağını açıkça belirtmez. Onun yerine, bu küçük 4 yaşındaki oğlan annesinden (ya da babasından) gelen müphem, kafa karıştırıcı ya da karmaşık mesajları kendi başına çözmeye zorlanır. Aslında, pipisiyle oynamayı bıraksa bile, çocuğun etkileşime ne yorum getirdiğinden emin olamayız. Belki de şöyle düşünecektir: pipimle oynamak kötü bir şey. Ya da kendi kendine şunu söyleyecektir: kimse görmeden yaparsam sorun olmaz. Ya da şunu: annem (ve diğer kadınlar) pipimin iğrenç olduğunu düşünmekte veya belki de şunu: Ben kötü bir çocuğum ve diğer oğlanların yapmadığı pis, tuhaf şeyler yapıyorum. Tabular ve sessizlik gizem yaratır --bazen keyif veren hoş sırlar bazen de rahatsız edici sırlar. Oysa çocukla kısa ama dürüst bir konuşma yararlı olabilirdi.
Ergenliğe giren gence hiçbir zaman "mastürbasyon yapmak normaldir, hatta sağlıklı bir şeydir" denmemişse bu, böyle eylemlerin anne ve baba için hakkında konuşulmayacak kadar terbiyesiz olduklarına işaret eder.. Aslında pek çok insan hala mastürbasyonun kötü olduğunu düşünmektedir. Yüzyıllar boyu Katolik kilisesi mastürbasyonu günah olarak görmüş ve lanetlemiştir; kilise halen bu eylemi "ciddi olarak hastalıklı bir eylem" olarak adlandırmaktadır (sanki akıl hastalığını çağrıştırmaktadır!). Yirmi yıl önce Amerikalıların yaklaşık %50’si "mastürbasyonun her zaman yanlış" olduğunu söylemekteydi (Levitt & Klassen, 1973). Ne harika bir şey! Ancak bu oran pek de değişmiş olmayabilir. Hükümetin sağlık danışmanı Dr. Joyce Elders'in işinden olmasının bir nedeni de cinsel eğitim derslerinde mastürbasyonla ilgili bilgi verilmesini de savunmasıdır. Unutmayın ki, sadece 60 yıl öncesine dek toplumumuz 1800'lerin ortalarındaki tıp "bilimine", yani mastürbasyonun deliliğe, zeka geriliğine, apatiye, halsizliğe, hafıza kaybına, körlüğe, baş ağrısına vs. neden olduğuna inanmaktaydı. Şaka değil gerçek! İnsan bedeninin harika bir yönüne karşı bu olumsuz tavır büyük bir sorundur. Cinsel gerilimi azaltan, cinsel dürtülerin kontrolüne yardım eden, cinsel olarak kendine güveni artıran ve büyük zevk veren masum, zararsız bir eylem, her nasılsa genç kadınların %57’sinin ve genç erkeklerin %45’inin olumsuz veya kötü gördüğü bir şey haline geliyor (Masters, Johnson & Kolodny, 1985). Bir yerlerde hata yapıyoruz.
______________________________________________________________________________
Mastürbasyonu aşağılamayın. Mastürbasyon çok sevdiğim biriyle seks yapmamdır.
Woody Allen
______________________________________________________________________________
Playboy (1976) yaptığı bir ankete göre, üniversite öğrencisi erkeklerin %75’i ayda en az bir kere mastürbasyon yapmaktadır (cinsel ilişki yaşayan %72’ye ilave olarak), %80’i mastürbasyondan hoşlandıklarını belirtmekte, sadece %10u mastürbasyondan tamamıyla kaçınmaktadır. Diğer anketler 16 yaşındaki ortalama bir erkeğin yaklaşık olarak haftada üç kez mastürbasyon yaptığını dile getirmektedir. Üniversite öğrencisi kızlar mastürbasyona daha az heveslidir, yaklaşık %54’ü hayatlarının bir döneminde mastürbasyon yapmış ve bundan hoşlanmıştır, %13’ü denemiş ve sevmemiştir, %8’i henüz yapmamış ancak deneyeceğini belirtmiştir ve %25’i hiç mastürbasyon yapmamış ve ileride de yapmak istemediğini belirtmiştir. En son yapılan anketler de hemen hemen aynı sonuçları bulmuştur, yani kadınların %60 ilâ 80’i hayatlarının bir döneminde en az bir kez mastürbasyon yapmıştır. Masters, Johnson & Kolodny (1985, s. 366) erkeklerin evlenmeden önce ve sonra kadınlardan iki kat (diğer araştırmacılar üç kat olduğunu söylerler) daha fazla mastürbasyon yaptığını bildirmiştir (evli çiftlerin %70’i mastürbasyon yapmaktadır). Mastürbasyon ve cinsel ilişki birbirinin yerini tutmaz.
Mastürbasyondan hoşlanan insanların sevişirken doruğa ulaşma oranları daha yüksektir (Kinsey, ve ark., 1953). Erkekler genellikle kolayca boşalırken kadınlar zirveye ulaşmakta sıklıkla sorun yaşayabilir. Bunun bir nedeni erkeklerin penislerini tek elleriyle kavrayıp sıvazlayarak mastürbasyon yapmalarıdır. Bu cinsel ilişki sırasındaki hareketlere ve duyulara benzer, bu nedenle erkekler için mastürbasyon cinsel ilişki için iyi bir antrenmandır. Kadınlar ise genellikle cinsel ilişkiye pek benzemeyen şekillerde mastürbasyon yaparlar: klitoris üzerini veya yakınlarını hafifçe okşamak (%48), klitoris üzerini veya yakınlarını vibratör ile uyarmak (%26), Bacakları birbiri üzerine sıkıştırmak (%4), cinsel organların akan suyun altına tutulması (4%), göğüsleri okşamak, cinsel fanteziler kurmak ve benzeri (Masters, Johnson & Kolodny, 1985). (Kadınlar nadiren cinsel ilişkiye benzeyen yöntemlerle, yani vajene bir şey sokarak, mastürbasyon yaparlar.) Bir kişi sadece tek yolla zirveye ulaşmayı öğrenirse ve bu da bacakları birbiri üzerine sıkıştırmak gibi cinsel ilişki ile bağdaşmayan bir yolsa bir eş ile cinsel ilişki yaşanırken orgazma ulaşmak zorlaşabilir. Bu nedenle pek çok kadının iki sorunla uğraşması gerekir: (1) mastürbasyon yoluyla hiç deneyim sahibi olamama ya da çok az olma ve/veya (2) cinsel ilişkiye kolayca aktarılamayan mastürbasyon deneyimine sahip olma. Kadınların bu konuları araştırması gereklidir. En iyisi kadınların klitorislerini türlü yollardan uyararak mastürbasyondan zevk almayı öğrenmeleri gibi görünmektedir (dini ya da ahlaki inanışları bunu engellemiyorsa).
Mastürbasyonun üzerinde durmaya değer bir yanı daha var. O zamana kadar aktif şekilde mastürbasyon yapan 22 yaşında biriyle evlenirseniz, bekâr olsa dahi her biri hayali bir eşle paylaştığı 1500’ün üzerinde orgazm yaşamış demektir. Bu (bir "bekâr" için) oldukça iyi bir cinsel hayat demektir. Demek istediğim şu: bu cinsel deneyim iyi olabilir, sağlıklı bir güdüye ve cinselliğe yönelik olumlu bir tutuma işaret edebilir. Bu "öyküyü" tezat oluşturacak şekilde, mastürbasyon yapmaktan hiç hoşlanmayan deneyimsiz bir kişiyle ya da sadece fahişeleri hayal ederek günde iki üç kez mastürbasyon yapan başka biriyle kurgulayın. Bunlardan hangisi size göre en sağlıklı "öykü" gibi durmaktadır? Araştırmacılar ve toplum olarak mastürbasyon-fantezisi sonrası cinsel yaşamımızın evlendikten sonra eşimize olan sevgimizi nasıl etkilediği hakkında çok az şey biliyoruz. Bu cahillik bizim ahlaki engellemelerimizin --cinsel tabularımızın-- başka bir sonucudur.
Bir Forum (1973) danışmanı orgazm olamayan kadınların %90’ının gençken düzenli olarak mastürbasyon yapmadığını öne sürmüştür. Bu ve diğer nedenlerden dolayı (örneğin eğlenceli, sağlıklı ve normal oluşu, genel olarak sekse karşı daha olumlu bir tutum oluşturması), oldukça saygın pek çok yazar mastürbasyonu önermiş ve hatta bunun nasıl yapılacağını detaylı olarak açıklamıştır (Barbach, 1975; Comfort, 1972; Dodson, 1974, 1987; Heiman, Lo Piccolo, & Lo Piccolo, 1976, 1988; Seaman, 1972; Ellis, 1974; Smith, Ayres & Rubinstein, 1973).
Bizim kültürümüzde kadın vücudu erkeklerin içini gıdıklar. Doğadan gelen dürtüyle ya da sosyal şartlanma nedeniyle erkekler bir kadın vücudunun seksi kısımlar için can atarlar (şüphesiz doğru şartlar altında kadınlar bu ilgiden memnundurlar). İdealize edilmiş kadın vücut parçaları birer obje olarak, hatta gazete dergi sayfalarında bir resim, TV ekranında bir görüntü olarak bile boşuna umut veren erotik malzemeler haline getirilir. Objeler cinsel uyaranlara dönüşür, örneğin Playboy sayfaları ereksiyona neden olur. Ve buna karşılık olarak, erkekler, bütün canlı, gerçek kadınları fiziksel, zihinsel ve ruhsal bütünlüğü olan varlıklar olarak değil de salt erotik objeler olarak görülürler. Kadınlar erkeklerin istediği bu değerli cinsel objelere (göğüsler, kalçalar, vajen vs) hem sahiptirler hem de onları kontrol ederler; bu nedenle erkekler cinsellik için kendilerini savunmasız bir şekilde kadınlara bağımlı hissedebilir ve kadınların kendileri üzerine güç sahibi olmalarından korkabilirler. Brooks (1995) kadının seks objesi olarak görüldüğü bu durumun erkeklerle kadınlar arasında ciddi sorunlara neden olduğunu belirtir, bu, özellikle erkekler kadın vücudunun mükemmel kısımlarını kadınlarla olan duygusal yakınlıklarını bozacak boyutta putlaştırdıklarında daha belirgindir. Yazar erkeklere ilk önce bu "kadınları obje haline dönüştürme" işini fark ederek sonlandırmalarını ve ikinci olarak da bir kadınla nasıl derin ve samimi ilişki kuracaklarını öğrenmelerini önermektedir. Bir kültür olarak, Brooks'un "orta sayfa sendromu" olarak adlandırdığı erkeklerin kadınları kişiliksizleştirmeleri ile daha etkin bir şekilde mücadele etmeliyiz.
Kadının vücut kısımlarına karşı duyulan bu şehvet hem erkekler hem de kadınlar için bir çok sorun oluşturur: (1) Erkekler kendilerini kadınlara bakmak zorunda hissederler ancak onları bütün bir insan olarak değil, sadece erotik seksi kısımlar olarak görürler. (2) Erkekler kendilerini bir "erkek" olarak duyumsayabilmek için kadınları "cezbetmek" zorunda olduklarına inanırlar; böylece kadınların eline büyük bir güç geçmiş olur. (3) Benzer şekilde, erkekler güzel kadınları kendilerine çektiklerinde, sanki av partisindelermiş gibi bunun kendi cinsel güçlerinin ve kişisel değerlerinin bir kanıtı olarak görürler. (4) Erkekler bir kez cinsel haz peşinde koşmak için eğitildiklerinde ve aynı zamanda kibarlıktan, duygusallıktan ve yakınlıktan kaçınmayı öğrendiklerinde, kadınların baskın olduğu duygusallık, kadınlara bağlılık ve sevgi gibi derin bir bağlılığın tehlikelerinden sakınmanın bir yolu olarak ilişkilerini cinselleştireceklerdir. Biz erkeklerin olgunlaşabilmemizden, kendimizi sevmemizden, şefkatli birer eş olabilmemizden ve kadınlarla yakın arkadaşlık kurabilmemizden önce "orta sayfa sendromunun" fark edilip sona erdirilmesi gereklidir. Brooks (1995) erkekler röntgenciliği ve seks içerikli düşünceleri bilinçli olarak baskılayabilir (kız çocuklarına karşı olduğu gibi), kadınları yeteneklerine ve kişisel özelliklerine göre sevmeyi öğrenebilir ve diğer insanlarla ilgilenmekten kadınlar kadar zevk alabilir. Ancak erkekler karşılarına çıkan her çekici kadının seksi vücuduna takıntılı oldukları sürece ciddi bir sosyal sorunumuz var demektir.
Bazıları erkeklerin kadınlara göre yaradılıştan daha fazla seks düşkünü ve "abaza" olduklarını düşünmektedirler. Bu muhtemelen doğru değildir (unutmayın ki kısa zaman öncesine kadar kilise kadınların aşırı seks düşkünü olduğunu düşünmekteydi). Aslında Masters, Johnson & Kolodny (1985) erkekler ve kadınların sekse verdikleri tepkinin --orgazm-- birbirine çok yakın olduğunu bulmuşlardır. Kadınlar erkekler kadar hızlı orgazm olabilirler; birden fazla orgazm yaşayabilirler. Üniversite öğrencisi erkekler ve kızlar hemen hemen aynı oranda (%75) cinsel olarak aktiftir (Playboy, 1976); Üniversite ortamlarının artık fahişeye gereksinimi kalmamıştır. Birinci sene üniversite öğrencisi olan erkekler ve kızlarda cinsel organların bir eş tarafından uyarılması aynı oranda (%80) gerçekleşmiştir; kızların %40’ı ve erkeklerin %50’si bu yolla zirveye ulaşmıştır (Kolodny, 1980). Erotik filmleri izlerken kadınlar da aslında cinsel açıdan fiziksel olarak erkekler kadar uyarılmıştır. Yine de sorulduğunda bu kadınların bir çoğu bu cinsel yanıtı verdiklerini yadsımıştır (veya bunun farkında değildir) (Heiman ve diğerleri, 1976). Kadınlar kendi cinsel uyarılmalarını olduğundan daha az görme, erkekler ise abartma eğilimindedir (Byrne, 1976). Kadınların kafasına kazınan cinsel tabuların geçmesi zaman alacak görünüyor. Kadınlar, cinsel deneyimleri arttıkça seksüel uyaranlara daha serbestçe yanıt vermektedir. Bu, erkeklerin cinsel zirveye neden erken (onlu yaşlarının sonunda) ulaştığını, buna karşın kadınlarınsa çok daha geç eriştiğini açıklayabilir. Gittikçe daha fazla sayıda kadın cinsel duyarlılıkta görülen bu baskılanmayı bertaraf etmekte ve (erkekler gibi) kolayca "uyarılmayı" öğrenmektedir. Maalesef, az sayıda kadın kendilerinin anormal bir "nemfo" oldukları sonucuna ulaşır. Oysa durum nadiren böyledir; bu kadınlar sağlıklı ve baskılanmamışlardır. (Nemfomani artmış cinsel dürtüyle birlikte görülen, duygusal ve kişilerarası sorunlara neden olan, uygunsuz veya özkıyımlı cinsel davranış olup tekrarlayan reddedilmelere, istenmeyen gebeliklere, cinsel hastalıklara, sosyal kınamalara ve başka zorluklara yol açabilir.)
Bir insanın ihtiyaç duyduğu cinsel bilgilere kolayca ulaşılabilir: gebelikten nasıl korunulacağı, cinsel organlardan iğrenmeyle nasıl baş edileceği, kendi kararlarınızı nasıl vereceğiniz, nasıl iyi bir sevgili olacağınız, orgazma nasıl ulaşacağınız vs. Kişinin bunları ebeveynlerden, öğretmenlerden, rahiplerden veya doktorlardan değil, daha ziyade kendi kendine öğrenmesi gerekir. Peki doğru bilgiler nerede mevcuttur? Asıl olarak kitaplarda.
Tarih boyunca erkekler kadınlardan daha fazla cinsel özgürlüğe sahip olmuştur., Hem toplumda kabul gördüğünden, hem kendi kafalarında özgürleştiklerinden kadınlar hızla cinsel özgürlüklerini kazanmaktadır. 13 yaşına geldiklerinde kızların %20’si karşı cinsten birinin göğüslerine dokunmasına izin vermiştir. 15 yaşına geldiklerinde, kızların %50’si cinsel ilişki yaşamıştır (1960'ta bu oran %10 idi). Bunun bir nedeni eğlence anlayışımız olabilir; 1984’te akşam kuşağında TV’de gösterilen cinsel içerikli sahnelerin sadece %15'i evli çiftler arasında geçmekteydi (Harper's Magazine, Şubat, 1985). Ayrıca günümüzde kadınlar çalışma hayatında daha fazla cinsel fırsata sahip. Bekâr çalışan kadınların yarısından fazlasının son bir yıl içinde bir mesai arkadaşıyla ya da bir müşteriyle bir ilişki yaşadığı bildirilmiştir.
Bir çok insanın paylaştığı ciddi bir kaygı şudur: Bizler --erkekler ve kadınlar-- cinsel baskılarımızdan kurtulursak vahşileşir miyiz? Ebeveynler ve dinler ezelden beri bu konuda endişe duymuştur. Seks konusunda rahatsak, yani onun hakkında açıkça konuşabiliyor, başkalarına yaklaşıp dokunabiliyor, seksi başlatabiliyor, kendimize ve sevgilimize serbestçe mastürbasyon yaptırabiliyor, ağız-cinsel organ ve diğer pek çok aktiviteden zevk alabiliyorsak ayrım gözetmeyen ve sadakatsiz biri haline mi gelmiş oluruz? Belki de ama ben öyle olduğunu sanmıyorum. [Cinselliğin genç kızların ve oğlanların hayatlarına giderek daha erken yaşlarda girmeye başlamasının –ne kadar doğru bilgilendirilmiş olurlarsa olsunlar- bazı sorunları da beraberinde getirdiği kanaatindeyim. Seks gibi en güçlü zevklerden birisini tatmış bir gencin zihnini bu zevki hiç tatmamış birinden çok daha fazla meşgul edeceğini düşünüyorum. Yani seksle ilişkili bir çok şeyin çok dikkatle ele alınması gerekir. MAE] Geniş açıdan bakıldığında sevgi ilişkisi dışında gerçekleşen seks çok da önemli değildir. Cinsel dürtülerimiz bizden daha güçlü değildir. Pek çok insan vahşi bir cinsel hayat yaşadıktan sonra eşine veya sevgilisine tamamen sadık kalabilir. Bunun yanında, fantezi olarak vahşi bir cinsel hayat çok heyecanlı gelebilir, ancak araştırmalar sadık çiftlerin duygusal ve fiziksel olarak en doyum verici seksi yaşadığını göstermektedir (Laumann, Gagnon, Michael & Michaels, 1994). Çoğumuzun sadık olmasının nedeni baskılardan dolayı eşimizden başka biri ile seks yapmayı kendimize yasaklamamız değildir. Sadık olmamızın sebebi sadakatin anlayışlı ve doyum verici bir şey olmasıdır. Bununla birlikte, kimsenin eşinin bir başkasıyla seks yapmasını önemsemediği, (seksin artık "senin seviyorum" demek olmadığı) cinselliğin tamamen serbest olduğu bir toplumda evlilikle ilgili veya toplumsal sonuçlarının ne olacağını dürüstçe bilmemekteyiz. Orta sayfa sendromunda olduğu gibi seksi sevgiden ve yakınlıktan ayırmak pek çoğumuz için olanaksız olabilir. Bu tür bir ayrım hem seksin hem de sevginin anlamını azaltabilir ki bu da yüksek bir bedeldir. En azından 1960’ların aksine şu anki kültürümüzde yakın bir zamanda özgür seks hareketi pek mümkün görünmemektedir. Zaten evli kalmakta bile çektiğimiz zorluklar göz önüne alınırsa, bence evliliklerin çoğu özgür aşkın ayartmalarına ayak uyduramaz. Bunu zaman gösterecek. Bu arada, her birimiz kendi kararlarımızı kendimiz vermeliyiz. Bu bölümün ilerleyen kısımlarında, farklı cinsel seçeneklerin avantaj ve dezavantajlarını gözden geçireceğiz.
Bize ilk öğretilen şeylerden biri "burnun nerede?", "bu (kulak) ne?" vs. olsa da yetişkin olarak bizler bile klitorisimizin nerede olduğunu ya da penis başının gövdesinin altına bağlı olup olmaması gerektiğini veya bir testisin diğerinden biraz daha aşağıda olması gerekip gerekmediğini bilmeyiz. Cahilliğin yanında, yanlış bilgilerle de yüklüyüz: adet görürken cinsel ilişkide bulunulmamalıdır, büyük bir klitorisi olan kişi çok daha seks düşkünüdür, erkekler kadınlardan daha fazla doruğa ulaşabilir vs. Niçin bu denli yanlış bilgilendirilmişiz? Tabular, psikoloji ile ilgili bile tabulara sahibiz.
Kendi vücudumuza ait imgelemimiz araştırıldığında (Cash, Winstead & Janda, 1986) bir çok ilginç bulgu ortaya çıkmıştır. Egzersiz çılgınlığı bazılarımızın formunu bulmasına yardımcı olsa da, aynı zamanda, toplum olarak görüntümüzden gittikçe daha az tatmin olmaktayız. Amerikalı erkek ve kadınların yaklaşık %35’i kendi dış görünümlerinden hoşlanmamaktadır, öyle ki bu mutsuz kadınların %45’i ve erkeklerin de %30’u estetik cerrahi girişimi düşünmektedir. Kendilerini aşırı kilolu bulanların sadece %50’si görünümlerinden hoşnuttur. Gençlerimiz git gide daha fazla "şekilsiz" hale gelmektedir. Görünümleri, formları, sağlıkları ya da cinsellikleri hakkında olumsuz duygulara sahip olan insanların %25 ilâ %50’si psikolojik sağlıklarının da kötü olduğunu düşünmektedir (depresyon, yalnızlık, kendini değersiz hissetme). Tabii ki kişinin kendisinin çekici olmadığını --örneğin bedenin sakmış olduğunu hissetmesi--, onun özgür seksi yaşamasını ve tam olarak zevk almasını da engelleyecektir (kadınların bunu erkeklere göre daha fazla hissettikleri söylenir).
Bir kişi çekici değilse iki seçeneği var: ya bunu değiştirecek ya da kabullenecektir. Bazı şeyler gerçekten değiştirilebilir: zayıflık, şişmanlık, ten renginin kötü oluşu, makyaj ve saç. Pek çok şey de değiştirilemez: yüz özellikleri, boy ve dar omuzlar, yağ depoları, düz popo, göğüs ve penis büyüklüğü vs. gibi belirli bir çok özellik. Şüphesiz cerrahi girişim bunların bir kısmını değiştirebilir, ancak ameliyatın pahalı olmasının yanında diğer pek çok komplikasyonu bulunur. Örneğin, göğüsler küçültülebilir ya da büyültülebilir, ama cerrahi operasyon sonrası göğüslerde sıklıkla duyu kaybı ortaya çıkar. Bu oldukça yüksek bir bedeldir.
Kişinin kendi vücuduna ait imgelemi vücut değiştikten uzun süre sonra da aynı şekilde devam eder. Bunun en sık görülen örneği 18-25 yaşlarındaki çekici bir gencin kendini çekici bulmamasıdır. Böyle biri sıklıkla onlu yaşlarında bir deri bir kemik veya şişko ya da sivilceli olduğunu belirtir. Bunu düzeltmek için, kişinin kendisinin tamamen çekici olmadığı fikrini bırakması, daha sonra da kendini dürüstçe değerlendirmesi ("Güzel bir şekle sahibim", "Güçlü görünen, erkeksi bir vücudum var") ve buna inanana dek bunu sık sık tekrarlaması gereklidir. Başka insanlardan destek almak da yararlı olacaktır.
Maalesef kültürümüzde göğüsler ve penisler söz konusu olduğunda "büyük daha iyidir" inanışı yaygındır. Masters, Johnson, & Kolodny (1985) büyük göğüslerin küçüklerden daha duyarlı olmadıklarını belirtmektedir. Aslında, bazı seksologlar küçük göğüslü kadınların dokunmaya karşı daha fazla yanıt verdiklerini ve bundan daha fazla zevk aldıklarını ileri sürmektedir. Ancak, bazı erkekler beyinleri yıkandığı ve şartlandıkları için, özellikle büyük göğüslerin arzu edildiği düşünülür. Sonuçta göğüslerin büyüklüğünün cinsel duyguları deneyimlemekle ve çekicilikle hiçbir ilgisinin bulunmamasına karşın pek çok kadın göğüslerinden memnuniyetsizlik duyar. Bu konuda herhangi bir araştırma yapılmış olmamakla birlikte, benim bildiğim kadarıyla, cinsel açıdan istekli, aktif ve duyarlı olan küçük göğüslü bir kadın çoğu erkek için (aylar süren bir dönem göz önüne alındığında) büyük göğüslü, daha az duyarlı bir kadından daha fazla heyecan vericidir. Önemli olan sahip olduğunuz şeyle ne yaptığınızdır.
Aynı şey erkeklerin penisleri için de geçerlidir. Penislerin çoğunluğu sertleştiğinde yaklaşık
Mastürbasyon, cinsel içerikli konuşmalar ve cinsel oyunlara karşı olan bu tabular yetişkinlerde sorunlara neden olabilir. Örneğin: Bana göre, çoğu erkek her gün penislerinin okşanarak uyarılmasından hoşlanırlar (cinsel ilişki için ayrılan zamanın ve hazırlıkların dışında), ancak bu nadiren yapılır. Çoğu kadın (cinsel ilişki başlangıcının dışında) vücutlarına daha şefkatli yaklaşılmasından sevinç duyacaktır. Bu davranışlara neden seyrek olarak başvurulur? Hormonlarımızın bizi sürekli olarak seks için kamçıladığı o ilk başlardaki delicesine aşık olma aşamasını geçtikten sonra, gittikçe tabuların ve engellemelerin eski öğretilerine geri döneriz. Engellemeler ve tabular tabii ki akıllardan sökülüp atılabilir ve birazcık pratikle bunların üstesinden gelinebilir.
Masters, Johnson & Kolodny’e (1985, p.344) göre karışık dolaşık cinsel fanteziler kurmamız aynı eylemleri gerçekten de gerçekleştirmek istediğiniz anlamına gelmemektedir (örneğin hiç kimse tecavüze uğramak istemez). Tabii ki gündüz düşlerinin bazıları yapmak isteyeceğimiz şeylerden oluşurken bazıları ise böyle değildir. Erkeklerde ve kadınlarda sık rastlanılan fanteziler oldukça benzerdir, ancak kadınlar daha romantik durumların (ve erkeklerin kişisel-duygusal yönlerinin) hayalini kurarken erkekler daha çok vücut kısımlarına yoğunlaşırlar. Ayrıca erkekler kendilerini kadına bir şey yaparken (baskınlık kurma) hayal etmeye daha yatkınken, kadınlar kendilerine bir şey yapıldığını düşlerler (teslim olma). Erkekler ve kadınlar için sıradan olandan daha farklı bir şey yapmayı düşlemek sık görülen bir durumdur: ay ışığının aydınlattığı bir plajda çekici bir yabancıyla karşılaşmak, bir porno film yıldızı olmak, fahişe olmak, bir futbol sahasının tam ortasında seks yapmak, hayvanları cinsel ilişkiye girerken izlemek vs. Arzu edildiğimizi düşlemekten hoşlanırız. Yeni ve tuhaf şeylerin peşine düşeriz. Özellikle mastürbasyon yaparken, ancak bazen de cinsel ilişki sırasında gerçek yaşamdaki eşimizden başkası ile seks yaptığımızı düşlemek sık görülen bir durumdur: eski bir sevgili, bir komşu, bir öğretmen, ünlü biri, bir yıldız vs. (Bu en sık suçluluk hissi uyandıran fantezilerin başında gelir, böyle fantezileri anlatmak pek de iyi bir fikir değildir.)
Şüphesiz fantezilerimiz genellikle gerçek dışıdır. Masters, Johnson & Kolodny (s. 348) başka müzisyenlerle seks yaparken hep Mick Jagger'ın fantezisini kuran bir "grupçu" kız hakkında ilginç bir hikayeden bahsederler. Sonunda bu kız Mick Jagger'ın kendisiyle yatma fırsatı bulmuş. Mick Jagger, kızın hayalinde kurduğu adamın eline su bile dökemeyecek bir performans sergileyince kızcağız şaşkınlık içinde kendini fantezi kurarken bulmuş. Diğer iki "yasaklı" fantezi türü de oldukça sık görülür: başkalarını seks yaparken (belki de grup seksi yaparken) izlemek ve aynı cinsiyetten biriyle seks yapmak. Erkeklerin yaklaşık %24'ü ve kadınların%36'sının tecavüz fantezisi kurması bazı insanlara şaşırtıcı gelebilir (Knox, 1984, s. 283). Kadınların %10'undan fazlası seks yapmaya zorlanmanın en sevdikleri fantezi olduğunu belirtmişlerdir (Doskoch, 1995). Unutmayın, fanteziler dilek demek değildir! Kadınların kurduğu tecavüz fantezileri bir arzunun, canının acıtılmadan pasif kalmanın, çekici olmanın ve cinsel eylemin sorumluluğundan kaçmanın bir yansıması olabilir. Tam bilinmeyen nedenlerle çok az sayıda erkek ve kadın karşısındakinin canını yakmayı veya canının yanmasını seksi bulmaktadır. Karşıdakini kontrol altına almak, onu seks yapmaya zorlamak ya da onun tarafından seks yapmaya zorlanmak gibi zafer ve/veya aşağılanma fantezilerine de sıkça rastlanır. Güç, sorumluluktan kaçış ve öfke, bunların tümü fantezi sırasında --ve belki de gerçek hayatta da-- seks ile karışır.
Rastgele, kafamızın içinden öylesine gelip geçen cinsel düşünceler kimseye zarar vermez ve muhtemelen de sevgilimizle paylaştığımız seks oyunlarına olan sağlıklı ve sevgi dolu ilgimizi yıllar içinde korumamız açısından önemlidir. Eğer acı veren, düşüncesiz ya da şiddet içerikli düşünceler davranışlarınızı etkileyecek boyutta saplantı haline gelmişse bu potansiyel bir tehlike demektir (tedavi olmanız gerekir). Ancak, gerçek hayatta asla yapmayacağınız cinsel içerikli fanteziler kurmak (ya da rüyalar görmek) anormal bir durum değildir.
Toplum cinsel eylemler için bekçi olarak kadını tayin etmiştir. Bu karar verme süreci kadın için zordur, özellikle muhtaç ya da korkmuşsa ve/veya erkekten gerçekten hoşlanıyor veya onu mutlu etmek istiyorsa. Erkekler "hedefe kilitlenip" kadınların kendilerini durdurmalarını bekler. Genç kızların erkeği nasıl durduracağını öğrenmesi gerekir; peki bunu kim öğretecek? Kadınların ayrıca tam olarak tanımadıkları erkeklerle karşılaşabilecekleri güvenli olmayan durumlardan da kaçınmayı öğrenmeleri gerekir; ya bunu kim öğretecek? Kadınlar net bir şekilde "HAYIR" diyebilecek özgürlüğe sahip olabilmeli ve bunu nasıl söyleyeceklerini bilmelidir. Bu pek de kolay değildir. Erkekler "şimdi olmaz"ı "(daha sonra) kesinlikle evet"; "bunu yapma"yı "başka türlü yaklaşmayı dene" ve "yeter artık" lafını "başka bir şey denersen belki" olarak algılarlar. Bu "hayır" lafından anlamayan bütün erkeklerin aptal veya kadınlardan nefret eden tecavüzcü ya da istediklerini elde etmek için her şeyi göze alan inatçılar oldukları anlamına gelmez. Sorunun küçük bir kısmı şundan kaynaklanmaktadır: üniversite öğrencisi kızların üçte birinden fazlası aslında "evet" demek isterlerken "hayır" dediklerini (ama sadece arada bir) kabul etmişlerdir (Muehlenhard & Hollabaugh, 1988). Bu sahte direnci göstermelerinin nedenleri nelerdi? (1) "Hafif" değil, iyi bir kız olarak görülmek. (2) Taşıdıkları bir korkuyu iletmek, örneğin "Annem-babam eve gelebilir". (3) Bazı tereddütleri vurgulamak, örneğin "Bu benim dini inançlarıma aykırı". (4) Erkekleri psikolojik olarak manipüle etmek, örneğin "Sana kızgınım" veya "Bana yalvarmanı istiyorum". İşte şimdi cinsel tabuların bir başka sonucuyla karşı karşıyayız: dolaylı, eksik ya da aldatıcı iletişim! Her kadının ne istediğini nasıl söyleyeceğini bilmesi ve tam olarak istediğini şeyi nasıl dile getireceğini önceden prova yapması gerekir: bu noktaya kadar evet, bu çizgiden sonra hayır ve bu konuda tartışmaya girmem!
Kadınlar net olarak ne istediklerine ve ne kadar ileri gitmek istediklerine (önceden bilemeyebilir) saatler öncesinden karar vermek zorunda değildir, ancak mümkünse aldatıcı ya da dalavereci olmaktan sakınmalıdır. (İstemediğiniz halde) seksle ilgili imiş gibi görünmek adilane değildir, uygunsuz ve hatta tehlikelidir. (Aslında cinsel ilişki istiyorken) sekse karşı kısmi ya da sahte bir direnç göstermek erkekleri, kadınların söylediği her sözü duymazlıktan gelmek için yüreklendirir. Diğer taraftan, bazı kadınların "hayır" derken "evet" gibi hareket etmesi erkeklerin baskı yapması için geçerli bir mazeret değildir. Erkekler kadınların nadiren aslında "evet" demek isterken "hayır" dediklerini akıllarından çıkarmamalıdırlar, bu yüzden "hayır" sözcüğünü ilk olarak ve hafifçe duysalar da bunun net, sesli ve kesin olarak söylenmiş bir "hayır" olduğunu bilmelidirler."Kadın fikrini değiştirmek istiyorsa, bunu erkeğe belirsizlik içermeyen ifadelerle anlatmalıdır. Erkeğin işi ne kadar ileri gidebileceğini deneyip görmek değildir. Erkeğin görevi kadının istediklerine tam olarak saygı duymaktır --anlayışlı olmak aslında "sevişmek" demektir. Kadının ve erkeğin sorumluluğu eşine ne yapmak istediğini ve ne yapmak istemediğini açıkça söylemek ve ona bu yönde rehberlik etmektir. Taraflardan biri durmak istediğinde diğeri buna saygı duymalıdır. Bu da genellikle kontrolün tam olarak kadınlarda olduğu anlamına gelir (ancak aynı şey kadın daha ısrarcı olduğunda da söz konusudur). Bir kez "bunu yapma" dendiğinde, erkeğin yanıtın hala "hayır" olduğunu anlaması için tekrar tekrar göğüslere veya bacak aralarına doğru yaklaşması gerekmez. Koyduğu sınırları belirgin bir şekilde gevşetmeyi öğrenmek pek çok kadın için yeni bir şey olacaktır.
Cinsel yaşam tarzınızla ilgili karar almadan önce, bunun sizin hayatınız olduğunu anımsayın; bir randevuda ne yapmak istiyorsanız sadece onu yapma hakkına sahipsiniz; eylemlerinizin sonucuna katlanmalısınız; baskıya boyun eğmemelisiniz; tercihlerinizi net şekilde ortaya koyun ve bunlara saygı duyulması için ısrarcı olun. İlk cinsel deneyiminizi karşılıklı bağlılığın yaşandığı bir ilişkide, güvenli, rahat ve çok romantik bir ortamda özel biriyle yaşamak istiyorsanız (ve kim istemez ki?), bu şekilde olması için ısrar edin, yaşamınızda bu şartlar oluşana dek bekleyin. "Çıktığınız" biri veya bir "arkadaşınız", siz kararlı bir şekilde "hayır" dedikten sonra da oldukça saldırgan bir şekilde cinsel tutumunu devam ettiriyorsa, onun durması için ısrar etmeli ya da çekip gitmelisiniz. Bir "arkadaş" fiziksel olarak saldırganlaşırsa çıngar çıkarın: çığlık atın, tekme atın, vurun, ısırın ve kaçın (Adams, Fay & Loreen-Martin, 1984). Bir tecavüzcüyle ya da cinsel tacizciyle baş etmek gibi zor bir görevle ilgili tartışma için 7. bölüme bakın. "İstemediğiniz bir şeyi yapmaya kimse sizi zorlayamaz" öğüdü erkekler için de geçerlidir; üniversite öğrencisi erkeklerin %16'sı kadınların seks yapmak için kendilerine psikolojik baskı uyguladıklarını belirtmişlerdir (Stuckman-Johnson, 1986).
Cinsel eğitim dersleri (okullarımızın sadece %35'inde öğretilmektedir) çoğunlukla tesisatçı anlayışıyla verilmekte ve seks için farklı koşullardaki artılar ve eksiler için geçerli olan psikolojik-kişilerarası nedenleri neredeyse hiç ele almamaktadır. Eğer 18 yaşındakiler karşılarındaki kişiyi önemsiyor, ona karşı sorumluluk hissediyor ve doğum kontrol yöntemi uyguluyorlarsa seksin üniversite öğrencileri için güzel bir şey olduğuna inanıyorsak 13 veya 15 yaşındaki birini seks yapmaması için nasıl ikna edebiliriz? "Yaşın daha çok küçük" argümanı yeterince tutmayabilir. Şayet bizler, ebeveynler olarak, 16 yaşındaki oğlumuzla ya da kızımızla seks yapma ihtimalini tartışmaktan kaçınırsak, korunmasız cinsel ilişkinin çetrefilli sonuçlarını düşünmesi veya doğum kontrolü için hazırlanması konusunda ona yardımcı olmamız pek mümkün olmaz. 16 yaşında biri ne zaman, nasıl ve kiminle seks yapacağı konusunda sağlam ve detaylı öğütleri anne babasından başka kimden alabilir? Onlara biraz daha büyüyene dek beklemelerini söylemek 16 veya 17 yaşına kadar işe yarayabilir, daha fazla değil. Onlara "bunun bir günah" olduğunu söylemek hem etkisiz hem de akılsızca olur. [Özellikle de bütün arkadaşları seks yapıyorsa. Seks bütün davranışlarımız, örneğin alkol ya da madde kullanımı gibi, bütün bir yaşam formunun parçasıdır. MAE] Onlara evlenene kadar beklemelerini söylemek (30 yaşına kadar evlenmeyi düşünmedikleri halde) pek de ikna edici değildir. En iyisi onlarla onlu yaşların başlarında "gerçekçi " ve detaycı olmaktır.
İşi daha da güçleştirmek için, genç kızlar korunmasız seks yapmaya ("izin vermeye" demek daha doğru olabilir) karar verdiğinde, bu gençlerden pek çoğu seksten hoşlanmayacaktır bile. Genç yaşlarda istenmeyen gebelik yaşamış annelerle çalışan kişiler, bu gençlerin genellikle sadece bir kaç kez cinsel ilişki yaşadığını, bunu da okuldan sonra giysileri üzerlerindeyken, hızlıca, yakalanmaktan "ölesiye korkarak" ve "sırf oğlan öyle istediği" için yaptıklarını dile getirmektedir (Goodman, 1983). Daha sonra da "oğlan" kızı terk edip gider! Ve gebelikten korkarlar! Bu tam anlamıyla saçma. Ne düşüncesiz bir eylem. Hayatın en değerli ve mutluluk verici anlarının nasıl da berbat bir israfı. Kırılgan bir egoya ve acı çeken bir kalbe indirilen ne büyük bir darbe. Biz yetişkinler ve arkadaşlar bütün yanıtlara sahip değiliz, ancak şüphesiz çocuklarımıza böyle aptalca, pişmanlık verici durumlardan kaçınmaları için yardımcı olabiliriz. Gençlere --kızlara ve oğlanlara-- daha iyi kararlar verebilmeleri, kendilerini daha iyi kontrol edebilmeleri, doğum kontrolü uygulayabilmeleri, birbirileri ile daha düşünceli bir şekilde ilişki kurabilmeleri, kendi duygularını daha akıllıca kullanabilmeleri vs. konusunda yardımcı olabiliriz.
Seks hakkında karar verirken, aynı zamanda kendi duygu ve hislerimiz tarafından oraya buraya çekilir dururuz. Umutsuzca karşımızdaki kişinin bizi sevmesini isteriz, sevgi ve cinsel gereksinimlerimiz bizleri sürekli yönlendirerek kafamızı bulandırır, yalnızlık korkusu peşimizi bırakmaz, (hızlı gittiğimiz için) yakınlaşmadan duyulan korkular ve arka planda pusuya yatmış olan olası reddedilme, ebeveynlerin tepkilerine ilişkin endişeler ve dini kaygılar hissedilebilir, gebelik ve mali gelecek bizleri kaygılandırabilir ve cinsel performansımızın tamamıyla yetersiz olacağından korkarız. Bu durum makul karar vermek için pek de uygun değildir. Böyle yoğun ve karmaşık bir durumda "ne hissediyorsan onu yap" gibi eski ve basmakalıp bir öğüdün budalaca olduğu barizdir. Hepimiz cinsel organlarımızı kullanmadan önce beynimizi kullanmayı bilmeliyiz.
Peki ya erişkinler? Onlar aşk ve sevgi için mi seks yapıyor? Ya da bütün erkekler zevk için, kadınlar da aşk ve sevgi için mi seks yapıyor? Hayır, bu hiç de bizim düşündüğümüz gibi değil. Psychology Today’de (Aralık, 1989, s.12) David Quadagno ve Joey Sprague yaşları 22-35 arasında olan genç erkeklerin %41'i bedensel haz için, %31'i ise aşk ve sevgi için seks yaptıklarını belirtmektedir. Bununla birlikte, daha yaşlı olan (35 yaş ve üstü) erkeklerin sadece %36'sı fiziksel zevk için seks yapmakta, %50'si ise neden olarak aşk ve sevgiyi göstermektedir. Genç kadınların sadece %22'si bedensel haz almak için seks yaparken %61'i bunu sevgi ve aşk için yapmakta, ancak fiziksel zevk arama oranı daha yaşlı kadınlarda neredeyse iki katı (%43) bulunmuştur, bu kadınların %38'i seksle ilgili olarak öncelikle sevgi konusunu dile getirmektedir. Zaman verildiğinde, kadınlar seksten zevk almayı, erkekler de sevgilerini ifade etmeyi öğreniyorlar. Bu çok güzel bir şey.
Asıl konu çoğu insan, özellikle kadınlar "seksin sevginin bir ifadesi" olduğunu söyleseler de, gerçekte cinsel ilişkinin öncelikle aşk ve sevgi için yapılmasına genç kadınlarda (22-35) ve daha yaşlı erkeklerde (35 yaşın üstündekiler) rastlanmaktadır. Çok genel anlamda, onlu yaşlardakilerin, genç erkeklerin ve daha yaşlı kadınların çoğunluğu sadece sevgi ve aşk için değil, diğer güçlü nedenlerden dolayı cinsel ilişki yaşamaktadırlar. Toplum olarak birazcık iki yüzlü davranıyormuşuz gibi görünmekte, yani "sevgiyi ifade etmek için seks yaptığımızı" söylesek de aslında çoğunlukla "kendimizi iyi hissetmek" için cinsel ilişkiye girmekteyiz. Çoğu insan davranışında olduğu gibi, seks yapmak için bir çok karmaşık sebep ve seksin ne anlama geldiği ile ilgili pek çok farklı fikir bulunmakta.
(1) İlk seçenek olarak, seks eğlencelidir ve bunun ötesinde özel bir öneme sahip değildir. Cinsel ilişki iki kişi arasında macera, bedensel zevk ve iki insan arasındaki etkileşimi zenginleştirmek içindir. Seks sadece tutku aracı olarak kabul edilirse, ona daha fazla anlam yüklemek gereksizleşir, yani seks artık bir bağlılık işareti değildir, sevginin göstergesi olmaz ve eş ile süregelen duygusal bir ilişkinin belirtisi de değildir. Bu,” tipik olarak kısa beraberlikleri veya "tek gecelik ilişkiler"i savunan "özgür bir ruh" halidir. Aynı zamanda birbirlerinin öncelikle fiziksel, erotik gereksinimlerini karşıladıklarını anlayan insanları da içerir. Örneğin bardan "adam/kadın götürme", homoseksüel gemi turlarına katılma, evli "eş değiştiriciler", fahişe peşinde olanlar ve devam eden, ancak özellikle cinselliğe yoğunlaşan ilişkiler bu türdendir. Bu, fiziksel seksin karşılıklı alınan hazzıdır.
Artıları: Kişi diğerlerine karşı dürüst olabiliyorsa ve buna rağmen seks partneri bulabiliyorsa bu, potansiyel olarak maceralı, heyecan verici, zevkli bir yaşam tarzıdır. Sekse ilişkin bu tutum cinsel arzuyu sevgiden ve aşktan net bir şekilde ayırır ve her iki duygu da (iki taraf ta dürüst olduğu sürece) kabul edilebilir olduğundan kişilerin seks yapmak için acele etmesi veya sahte sevgi gösterilerinde bulunması gerekmez. Bu tutum uzun dönemli bir eş olarak uygun olmayan biriyle bağlılık geliştirmeye yol açan cinsel arzunun gelişme riskini azaltabilir. Kadınların yaklaşık %70'i ve erkeklerin %80'i 19 yaşından itibaren cinsel olarak aktif hale geldiğinden ve evlilik genellikle 20'li yaşların sonlarına kadar ertelendiğinden, evlilikten önce 10-15 yıl boyunca cinsel deneyim yaşama süresi bulunabilir. Lise ile evlilik arasında, pek çok insan 2-4 ciddi ilişki ve bunların arasında da bir çok kısa süreli, bağlılık içermeyen deneyim yaşar. Yıllar içinde, 100 ilginç kişiyle tanışıp onlarla yemeğe veya bir gösteri izlemeye mi gitmek istersiniz, yoksa aynı 100 kişiyle buluşup içlerinden sizinle seks yapmaya istekli 50 tanesiyle cinsel ilişki kurmayı mı? Bu sizin tercihinizdir; her ikisi de [sizin özel durumunuz için, MAE] iyi seçenektir.
Eksileri: Erkek üniversite öğrencilerinin %25-30'u ve kız öğrencilerin %40-45'i, çok fazla sayıda kadınla cinsel ilişkide bulunan erkeklerin "ahlaksız" olduğunu düşünmektedir (Amerika Birleşik Devletleri’nde bazı eyaletlerde hala "zinaya", yani evlilik öncesi cinsel ilişkiye karşı yasalar bulunur). Benzer şekilde, cinsel olarak çok aktif olan kadınlar da daha yüksek oranlarda erkekler ve kadınlar tarafından "ahlaksız" bulunurlar (eski çifte standart). Kültürümüzde aslında ayıplanan şey sevgisiz cinsel arzudur. Üniversiteli kızların sadece %1'i, erkeklerinse yaklaşık %10'u duygusal yakınlaşma olmadan seksi onayladıklarını söylemektedir (Duvall & Miller, 1985). Bir başka görüş, seksin eğlence olduğunu savunanların karşı cinsi gerçek bir duygusal varlık olarak değil de basit birer cinsel obje olarak görmeye yatkın ("güzelse, yatağa at") olduklarını ileri sürmektedir. Bu nedenle, sosyal itirazlar, olası suçluluk hissi, "adının kötüye çıkması" ve "kullanılma" durumu bu seçeneğin belli başlı olumsuzluklarıdır. Tabii ki, korunma yoksa, hastalık ve gebelik de ciddi tehlikelerdendir.
Bir kişi serbestçe seks yapmak için sağlıklı, mantıklı nedenlere sahip olabilirken, bir diğeri sağlıksız, bilinç dışı dürtülerle (öncelikli olarak sevgi veya aşk için değil), örneğin duygusal soğukluk ya da yakınlaşma korkusu (Brooks, 1995; Berman, 1984; Cassell, 1984), elde edilen zaferleri egosunu şişirmek için kullanma, aşırı öz sevgi, kendini kontrol edememe ya da "hayır" diyememe, diğerlerini kontrol etme ya da onları küçümseme ihtiyacı, günümüzdeki cinsel erdemin yüceltilmesine karşı isyan ve diğer faktörlerden dolayı seks peşinde koşabilir. Bu dürtülerin oluşma ihtimali, dışarıdan serbest cinsellik yanlısı gibi görünen bir kişinin eğer ilişki aşka dönüşürse sadakatsiz olabileceğini akla getirir. Evlilik öncesi cinsel partnerlerin bir çoğu evlilik dışı ilişkilerle de bağlantılıdır (Seks, öncesi ve sonrası, 1975). Diğer yandan, seksi sadece eğlence olarak görmekteyseniz, partnerinizin güdülerinin de sizinkiler kadar ben-merkezci ve küçük düşürücü olması sizin için çok da fark etmeyebilir.
Not: üniversite öğrencilerinin ahlak anlayışları ("aşksız seks olmaz; pek çok insanla seks yapmak ahlaki değildir" düşünceleri) ile davranışları (ilişkinin erken dönemlerinde okşama ve seks; evliliği erteleyip çok sayıda partnerle evlilik öncesi cinsel ilişki yaşama) arasında bir tutarsızlık var gibi görünüyor. Konu özellikle duygusal ve kafa karıştırıcı olunca davranışların ifade edilen tutumlardan farklı olması nadir değildir. Genellikle tutumlar davranışları yakalamak üzere zaman (yıllar) içinde değiştirilir. Sanırım "nerede denk getirebilirsen getir, seks muhteşemdir" görüşü kendini bir ilişkiye bağlamamış erkekler arasında yaygındır. Ancak, kadınların bu tutumu küçümsendiği göz önüne alındığında, bu erkekler arasında bir sır olarak kalır.
Genel bulgular: Üniversite 1. yıl öğrencilerinden erkeklerin 2/3'ü ve kızların sadece 1/3'ü "insanlar birbirlerinden hoşlanmışlarsa seks yapmanın normal olduğu" konusunda hemfikirdir. Bu nedenle, üniversite öğrencisi kızların yarısı "sadece çıkarken", üçte ikisi "ilişki düzgün giderken" ve dörtte üçü ise sözlendiklerinde ya da nişanlandıklarında seks yapmaktadırlar (Duvall & Miller, 1985). Yakın zamanlarda yapılan çalışmalara göre 1990'da üniversite öğrencileri (AIDS öncesi) 1980 yılına göre seks yapmak için daha uzun bir süre beklemekte ve bu deneyimi sıklıkla "ciddi birliktelik yaşadıkları" kişiyle paylaşmaktadır. Bütün yetişkinler arasında yaklaşık %25'i evlilik öncesi seks yapmanın yanlış olduğunu düşünmektedir.
(2) İkinci seçenek, cinsel ilişki eğlencelidir ve "senden hoşlanıyorum demektir": bu, senden bir insan olarak hoşlandığım ve seninle birlikte olmaktan zevk aldığım anlamına gelir, ancak cinsel ilişkiye girmemiz sana ileriye dönük bir söz verdiğimi göstermez. Bu rastgele sekstir. Rastgele seks diğer insanın hiç önemsenmediği ve ona ilgi duyulmadığı anlamına gelmez, ama ortada gelecekle ilgili bir vaat yoktur. Bu durumda, seks yapmayı teklif ettiğinizde sadece karşınızdaki insanı çekici ve ilginç bulduğunuzu, birlikte olmaktan ve seks yapmaktan hoşlanacağınızı düşündüğünüzü gösterir. Yanlış anlamalardan ve duygusal incinmelerden sakınmak için sınırlı ilgilerinizle, duygularınızla ve gelecekteki amaçlarınızla ilgili olarak tamamen dürüst olmanız gereklidir. Tabii ki bu dürüstlük, sevgi isteyen ve seks yapmadan önce kaynaşmayı arzulayan pek çok insanı kaçıracaktır. Seksle dolu güzel zaman geçirme teklifinizin reddedilmesi nazik, dürüst biri olmanın "bedelidir" (hiçbir nazik insan bağlılığı hakkında yalan söylemez). Şüphesiz, ciddi bir arkadaşlığın, hatta aşkın bile gelişme olasılığı vardır, ancak istenen ya da verilen herhangi bir vaat bulunmaz ve bu tür durumların gerçekleşmesi de uzak ihtimal olarak görülmelidir.
Artıları: Fiziksel seksin (1 numaralı seçenek) hoşa giden çoğu yönü rastgele seks için de geçerlidir. Seks partnerinin tanıdığınız biri ya da bir "arkadaş" olarak tanımlayacağınız bir kişi olması nedeniyle ahlaksız ya da "hafif" biri olarak görülme olasılığınız biraz daha azdır. Kişiyi tanıdığınız ve ileride onunla yine temas kurma şansınız bulunduğu için kendinizi daha rahat hissedersiniz ve şiddet ya da suiistimal riski daha azdır. Seksin sağladığı yakınlık, karşınızdakinin kişiliği ve tavırları hakkında daha fazla bilgi edinmenizi sağlar. Gelecekte temas olmazsa, ima edilen "reddedilme" daha az acı verir, özellikle ilgili kişi bir arkadaş olarak kalırsa. İnsanların kabaca yarısı (erkeklerin daha fazlası, kadınların daha azı) rastlantısal seksi onaylar ve bunu üniversite yıllarında karşı cinsle çıktıklarında uygularlar. Bu şekilde gelişen bir "arkadaşlığın" öbür türlü oluşana göre daha heyecan verici, daha anlamlı ve daha akılda kalıcı olması beklenir.
Eksileri: Fiziksel sekstekilerle (1 numara) aynıdır. Bazı insanlar sizi ahlaksız diye nitelendirebilir. Geleceğe dönük söz verme gibi bir durumun belirgin bir şekilde yokluğu, reddedilme korkularına yol açabilir (bunun bir sevgili olarak gerçekleşmesi gerekmez, bir arkadaş ve seks partneri olarak da bu korku hissedilebilir). Benzer şekilde, çok az insan bir miktar bağlanma talep etmeye başlamaksızın diğer bir kişiyle uzun süre cinsel yakınlık yaşayabilir. Ve, daha derin bir yakınlaşma belirtisi yoksa, kişiler bir sorun çıkar çıkmaz onu çözmeye çalışmak yerinde ilişkiyi terk etmeyi seçebilirler. Bir arkadaşla seks yapmak dostluğun kaybedilme olasılığını artırarak ayrılmayı daha da stresli bir hale sokabilir. Arkadaşınız bir dost olarak iyi bir seçenek değilse, gereksinimlerinizi daha iyi karşılayabilecek birini aramak yerine neden böyle bir ilişkiyle zaman harcayasınız ki?
Yeni bir partnerle yattıktan sonra, insanların %14'ü bunun yeni bir bağlılık ilişkisi olup olmadığını merak ederken %62'si ise hastalık kapıp kapmadıklarını düşünür.
(3) Amerikan standardı haline gelen bu seçenekte, cinsel ilişki yaşamak "seni seviyorum" ve “seninle bir süreliğine çok özel bir ilişki yaşamak istiyorum” demektir. Bu ilişkinin ne kadar süreceğinden emin değilim --sonsuza dek demek biraz iddialı olacaktır. Bu "istikrarlı gitmek" ya da sözlenmek veya "geçici bir anlaşmayla" birlikte yaşamak demektir. Seksin toplumsal kabul görmesini sevgi tek başına sağlamaz; işin içine ne kadar fazla duygusal beraberlik ve bağlılık girerse seks de toplumda o denli kabul görür (yaşınız 18 ve üzeri ise). Örneğin, sevdiğiniz ve güçlü bir şekilde tutulduğunuz biriyle seks yapmak, ikinizden biri diğerine bağlı kalma konusunda isteksizse toplumsal olarak tamamen onaylanmaz.
Artıları: Az çok bir bağlılığın bulunduğu ilişkide gönül rahatlığı --kendini güvende hissetme-- vardır ve bu rahatlık aşkı ve seksi daha da iyi hale getirir. Sözlenmiş çiftlerin %90'ından fazlası seksin ilişkilerini daha iyi hale getirmede yardımcı olduğunu söylemiştir; kadınların %75'i ise evlilik öncesi seks yaşadıkları için hiçbir pişmanlık duymamıştır. Kazayla bir hamilelik oluşursa tek başına kalma riskiniz daha azdır. Sevgi dolu ve bağlılık içeren cinsellik (yaşınız çok küçük değilse, yani halen lisede değilseniz) çoğunluk tarafından kabul görür; bu hoşgörü, duyduğumuz vicdan azabını azaltır. Evlilik öncesi iyi bir seks yaşayan çiftlerin evlilik sonrası seks hayatları da daha iyidir; buna karşın evlilik öncesi seks boşanma oranlarını azaltmaz (Knox, 1984, s.204). İyi, güvenli bir seks ve sevgi özgüveni büyük oranda geliştirir.
Eksileri: "Sevişmeden önce" karşıdakinin bizi sevmesi ve bize bağlanması konusunda ısrarcı olmak, gereğinden erken (yapmacık?) bağlılık sözlerinin verilmesine ve kötü eş seçimine yol açabilir. Şüphesiz pek çok insan yaşadıkları seksin heyecanıyla uzun süreli bir ilişkiye kapılabilirler. Belki de bağlılık sözü verilmeden önce seks mümkün olsaydı veya evlilik sonrasına kadar söz konusu olmasaydı daha iyi tercihler yapılabilirdi. Cinselliğin yaşanması ayrılmayı daha zorlaştırır ve daha acı verici hale getirir. Kötü seks ve istenmeyen hamilelikler ciddi sorunlar olup aşkı ve sevgiyi tehlikeye atar. Ayrıca, bir çok kişinin bahsettiği gibi, sekse kolayca ulaşabilme olanağı evlenme arzusunu azaltabilir.
Çoğu kişi bu seçeneğin psikolojik olarak daha sağlam ve duygusal olarak daha sağlıklı olduğunu düşünmektedir. Ancak seks ve sevgi, tabii ki pek çok sağlıksız güdüye bağlı olarak ortaya çıkabilir: Çekici ve sevilmeye değer olduğunuza dair kendinize olan güveni tazelemek, korunmak ve ilgilenilmek, çalışmaktan ya da kötü ev hayatından kurtulmak, "erkeği/kadını" oltaya almak, hamile kalmak, arkadaşlarınızın yaptığını yapmak vs. Yine de bu sağlıksız güdüler tutarlı, bütünleşmiş, mantıklı sevgi ve seksin olmayacağına dair kanıt oluşturmazlar. Hiçbirimiz sevmek ve seks yapmak için sahip olduğumuz güdülerimizin tamamen sağlıklı olduğundan emin olamayız.
(4) Ortaya çıkan zorluklara rağmen, cinsel ilişki sonsuza dek bağlılığı sembolize eden, neredeyse kutsal bir eylem olarak düşünülür. Bu durumda, çiftler yasal olarak ve ruhen evlilikle birleşmişlerse seksin de gerçekleşmesi makul görülür. Bu, geleneksel Hıristiyan ve Yahudi [ve Müslüman, MAE] görüşüdür. Bu yaklaşımı benimseyen kişiler genellikle daha yaşlılar ve daha dindarlardır.
Artıları: Bazı bakımlardan bu görüş ideal gibi görünmektedir: herkes onaylar, tam bir bağlılık oluşmadan çocuk sahibi olma riski yoktur, seks ile ilgili olarak suçluluk hissedilmez, seks için rahat ve iyi planlanmış şartlar oluşturulur ve seks, özel biri için yıllarca korunan ve en yüksek saygıyı sembolize eden, neredeyse karşılıklı reverans haline dönüşen özel bir eylem haline getirilir. Bu görüşteki biri öz-kontrolünden ve dine bağlılığından dolayı kendisiyle gurur duyabilir. Ve, sırf vücudunuz muhteşem diye ya da seksi olduğunuz için seçilmediğinizden emin olabilirsiniz. Eşinizin size ve Tanrı'ya olan daimi bağlılığı evlilikle ilgili sorunları ciddiye alacağı konusunda bir miktar güvence sunar.
______________________________________________________________________________
Bir kişinin her zaman aynı insanı sevemeyeceğini savunmak, büyük sanatçıların bir müzik parçası çalabilmek için birden fazla kemana ihtiyaç duyacaklarını söylemek kadar saçmadır. ______________________________________________________________________________
Eksileri: Bu seçenekte, evleneceğiniz kişiden başka hiç kimseyle seks yapamazsınız. Hatta evlilikten önce diğer tüm insanlarla cinsel yakınlaşmadan kaçınılmışsa, eninde sonunda kendini aldatılmış hissetmek söz konusu olabilir (özellikle eş diğerleri ile seks yapmışsa ya da yapmak istemişse). Cinsel ilişkiyi böyle anlamlandırma sekse ilişkin sağlıksız tutumlarla birlikte kafa karıştırıcı hale gelebilir: seks ya da cinsel organlarla ilgili korkular duyulması ya da olumsuz duygular hissedilmesi, iletişimde zorlanma, sekse ilginin az olması vs. Kısacası, sağlıksız nedenlerden ötürü seks yapılabilir ya da ondan kaçınılabilir. Bir kişi seks yapmayı tamamen bırakmışsa, ilişki seksin yanında diğer bir çok yönden "geleneksel" hale gelebilir: erkek patrondur, kadın evde oturur, kendini kocasına adamıştır ve bu arada kendi kimliğini de yitirmiştir. Evlilikten veya romantik aşktan beklentiler yüksektir, bu da hayal kırıklıklarına yol açar. Çiftler boşanmanın imkansız ya da korkunç olacağına inanıyorlarsa her durumda halleri perişandır, mutsuz bir evliliğin kapanına kısılıp kalacaklardır veya edilen yeminleri bozup ahlaksız bir şekilde boşanacaklardır.
Cinsel ilişkinin sizin için ne anlama geldiğine karar verebiliyorsanız ve bu anlamı ve anlamın içerdiklerini dürüst bir şekilde eşinize yansıtabilirseniz, düşünceli, incitici olmayan bir ilişki kurma yolunda ilerliyorsunuz demektir.
1963'te, evlenmemiş genç kadınların %75'i ve evlenmemiş erkeklerin %40'ı bakir(e) idi; 1984'te ise evlenmemiş kadınların %43'ü ve evlenmemiş erkeklerin %28'i bakir(e) idi. 1980'lerde bakireliğe daha da ender rastlanır oldu. Kadınlar son 40 yılda cinsellik açısından erkeklere oranla daha fazla değişiklik göstermişlerdir. Eskiden "kendini evleneceği erkeğe saklamak" önemliyken günümüzde bekâr kadınların %75'i seks yapmaktadır. Sonuç olarak, beyaz annelerin %22 si çocukları doğduğunda evli değildir. Günümüzde üniversite öğrencilerinin %85'i bir bakireyle evlenmenin önemli olduğunu düşünmemektedir. Bugünün genç evli kadınları aynı zamanda annelerine veya büyükannelerine göre daha az sadıktır, sadakatsizlik oranları neredeyse günümüz erkeklerin sadakatsizlik oranlarına yaklaşmıştır (Seks, öncesi ve sonrası, 1975). Cinsel devrim pek çok başka değişimi de beraberinde getirmiştir: daha az fahişe, cinsel ilişkiye daha erken başlanması (ortalama yaş=16), daha fazla deneyim (farklı pozisyonlar, oral-genital aktivite, uyuşturucu ile birlikte seks), daha fazla sayıda partner, seks yapma sıklığında artış, kadınlarda daha fazla orgazm ve birlikte yaşama oranları.
AIDS devrimi de cinsel davranışlar üzerinde etkili olmuştur: 9 ile 12. sınıflar arasındaki lise öğrencileri ile yapılan anketlerde seks yapmış olanların oranı 1990'larda 1980’lerin sonlarına göre biraz daha az bulunmuştur. Aynı zamanda daha az lise öğrencisi (25 yerine %20) dört ya da daha fazla partnerle ilişkiye girdiğini belirtmiştir. AIDS korkusu ve cinsel eğitim bir miktar etkisi olmuş olabilir ancak hala cinsel olarak aktif liselilerin sadece %17 ilâ 40 kadarı düzenli olarak prezervatif kullanmaktadır. Ne yazık ki en fazla sayıda partneri olan gençler, prezervatif kullanmaya en az yatkın olanlardır ve uyuşturucu kullanma olasılıkları da daha fazladır. Kısacası, lisedeyken cinsel ilişkide bulunursanız partnerinizin de önceden seks yapmış olma ya da uyuşturucu kullanma olasılığı %50-%50’dir (size söylediklerine güvenmeyin), yani cinsel partneriniz HIV pozitif [yani AIDS hastalığına neden olan virüsü taşımaktadır ve bu virüsü bulaştırma olasılığı vardır, MAE] olabilir. Dahası, her 25 liseliden birinde cinsel yolla bulaşan hastalık bulunur (ve size "kendi isteğiyle gelen" birinin hastalıklı olma ihtimali daha da yüksektir). Bu nedenle, çok genç yaşta bile olsanız, cinsel ilişkiye girecekseniz (karşınızdaki bakir(e) olduğunu söylese bile) mutlaka prezervatif kullanın. Bu tutum hayatınızı kurtarabilir (gebelikten ve hastalıktan bahsetmiyoruz bile).
İlk cinsel deneyim yaşı giderek düşmektedir: 9. sınıfa gidenlerin %40'ı, 10. sınıfa gidenlerin %48'i, 11. sınıftakilerin %57'si ve lise son sınıftakilerin %72'si cinsel ilişki yaşamıştır. İlk cinsel deneyim herkes için unutulmazdır, ancak gençler için pek de eğlenceli değildir, özellikle kızlar için. Bir kere çoğu durumda (%78) cinsel ilişki planlanmamıştır, "olup bitiverir." Kadınların %60'ı birlikte oldukları erkeğe aşık olduklarını hissetseler de sadece %25'i ilk cinsel ilişkilerini zevkli, %40'ı ağrı verici, %22'si korkutucu olduğunu, %40-50’si vicdan azabına yol açtığını belirtmiştir (Hulk, 1979). Sadece %10'undan azı orgazm olmuştur. Yaklaşık üçte biri hiçbir doğum kontrolü uygulamamıştır! İlk kez cinsel ilişkiye giren erkekler, kadın "evet" dediğinde şaşırmışlar, ilişkiyi başarabildiklerinde rahatlamışlar ve hem fiziksel duygular hem de psikolojik açıdan zevk verici bulmuşlardır: "Bugün tam bir erkek oldum." Çifte standart erkekleri ve kadınları psikolojik olarak hala çok farklı şekilde etkilemektedir. [Özellikle doğu kültüründe, evlilik öncesi cinsellik ilişki de olması gerekenden fazla bağlanmaya neden olmakta ve aslında bitmesi gereken ilişkilerin evlilikle (ve daha sonra boşanmayla) sonlanmasına neden olmaktadır. MAE]
Bir çift düzenli olarak seks yapmaktaysa, tahmin edeceğiniz gibi, genellikle (genç erkeklerin %90'ı ve genç kızların %70'i) bundan hoşlandıklarını belirtmektedir (Hass, 1979). Buna karşın, adolesan çağdakilerin %30'u "mutsuz-bekâretini kaybetmişler" olarak doğru insanla karşılaşana dek seksten uzak durmaktadır; bunların bazıları terk edilmiş, bazıları cinsel başarısızlık duyumsamış, bazıları hayal kırıklığına uğramış ve bazıları kendilerini kullanılmış hissetmiştir (Kolodny, 1981). Daha ileri yaşlarda, nişanlı çiftlerin yaklaşık %90'ı cinselliklerini yaşamaktayken, seksin ilişkilerini güçlendirdiğini belirtmişlerdir (Beach, 1973; Macklin, 1974). Buna karşın, evlilikten önce seks yapmamış çiftler de seks yapanlar kadar uyumlu beraberlik yaşayabilirler (Knox, 1984). Evlilik öncesi seks yapmış olan kadınların yaklaşık %75'i (bunu evlendikleri erkekle yapmış olup olamamaları fark etmeksizin) bundan pişmanlık duymadıklarını ve tekrar yapabileceklerini belirtmişlerdir. Muhtemelen %25'i pişmanlık duymuştur. Evlilik öncesi seks evlilik sonrası seksi daha iyi hale getirmeyebilir (Frank & Anderson, 1980). Hatta geniş çaplı bir araştırma, evlilik öncesi pek çok ilişki yaşamış olanların genellikle evlilik dışı ilişkilerinin de olduğunu ve mutsuz evlilik yaşadıklarını saptamıştır (Athanasiou & Sarkin, 1974). Masters, Johnson ve Kolodny (1985), Athanasiou ve Sarkin'in bulduğu sonuçları desteklemekle birlikte, evlilik öncesi seksin cinsel baskılanmayı azaltması, daha iyi cinsel iletişimin kurulması ve birbiriyle uyumlu olmayan çiftlerin daha erken (evlenmeden önce) ayrılması gibi bazı olumlu sonuçları olduğunu da savunmaktadırlar. Kısacası, evlilik öncesi cinsel ilişkinin sonuçları öngörülemez, yani bazıları için olumlu, bazıları için ise olumsuzdur.
Bir çalışmada kadınların bekâretlerini sağlam bir ilişki oluşturana (%58), ya da en azından "çıkmaya" başlayana (%22) veya belki de nişanlanana dek (%10) korumaya meyilli oldukları ve sadece %10'unun bakireliklerini arkadaşları veya tanıdıkları biri tarafından bozulmasına rıza göstermiştir. Erkekler bakirliklerini koruma konusunda daha rahat davranmaktadır; erkeklerde ilk cinsel ilişki için düzgün giden bir ilişki (%39), nişanlanma (%1) veya çıkma (%20) gibi durumları bekleyenlerin oranı daha azdır. Yine erkeklerin %40'ı ilk cinsel deneyimlerini arkadaşları ya da tanıdıkları biriyle yaşamaktadırlar (Zelnik & Shah, 1983). Bir başka çalışmada, Playboy’un yaptığı bir ankette (1976) (çoğunluğu bekâretlerini çoktan kaybetmiş olan) üniversite öğrencilerine biriyle seks yapmadan önce o kişiyi ne kadar iyi tanımaları gerektiği sorulmuştur. Kaynağın ne olduğunu (Playboy) unutmadan Tablo 10.2 yi inceleyin. Bu tabloda "seks yaptığım kişiler arasında en az tanıdığım insan buydu" diyenlerin oranları verilmektedir:
|
Tablo 10. 2: Seks partneri olarak tanışıklığın en az olduğu kişi. |
|||||
|
|
Rastgele Tanıdık |
Arkadaş |
Sevgili |
Sözlü-Nişanlı |
Karı-koca |
|
Erkekler |
27% |
39% |
24% |
2% |
8% |
|
Kadınlar |
7% |
29% |
45% |
5% |
14% |
Bir başka deyişle, üniversite öğrencilerinin %27'si önlerine çıkan bir tanıdıkla ve diğer tüm kategoridekilerle seks yapabileceklerini söylerken; %39'u arkadaşlarından biriyle (ve tabloda sağa doğru yazılanlarla) yatabileceklerini belirtmişlerdir, bu da toplamda üniversite öğrencilerinin %66'sının seks yapmanın "seni seviyorum" demek olduğunu düşünmediğini göstermektedir. Kadınların yaklaşık %36’sı (erkeklerdeki oranın neredeyse yarısı kadarı) bir arkadaşla (veya bir tanıdıkla) seks yapabileceklerini ancak %64'ü (onlu yaşlardaki kızların %80'i) aşık oldukları birini bulana kadar ya da bir tür bağlanma gerçekleşene kadar bekleyeceklerini belirtmişlerdir. Yine de onlu yaşlardaki gençlerin %42'si çıkmaya başladıkları ilk iki haftada erkek arkadaşlarının göğüslerine dokunmalarını istemişlerdir. İşbirliği yapmaya çok hevesli bir şekilde, onlu yaşlardaki erkeklerin üçte biri ilk iki haftada cinsel ilişkide bulunmak istediklerini dile getirmişlerdir; %50'si bunu bir ay içinde yapmak istediklerini söylemiş, %80'den fazlası da "eğer aşıklarsa" seks yapmak istediklerini belirtmişlerdir (Hass, 1979). Bariz bir şekilde, bu şartlar altında "arkadaşlar" hızla oluşuvermektedir.
Kendi kendinize "Eee, ne olmuş yani?" diye sorabilirsiniz. Bu araştırma verileri bize erkeklerin zaten bildiği şeyi söylemekte; yani "skor" yapmak için önce arkadaş olmalısınız ve belki de karşınızdaki kız çok tutucu ise onu sevdiğinize ikna etmelisiniz. Bunun yanında, veriler eski kafa karıştırıcı geleneklerin şu anki durumlarını da yansıtıyor olabilir, yani seksin muhteşem olduğu (eski erkek rolü) ve cinsel ilişkinin sadece sevdiğiniz kişiyle yapılması gerektiği (eski ve yeni kadın rolü). Bu çelişkili cinsel tutumların gelecekte nasıl çözüleceği bilinmiyor. 2010 yılında kaç kadın rastgele biriyle seks yapmayı kabul edecek? Kaç erkek gerçek aşkı bulana dek seksten uzak duracak? [Şimdilik elimde geçen yıla ait bir veri yok, ancak rakamlarda pek bir değişiklik olmaması, hatta geçmişe dönüş olması muhtemel görünüyor. Serbest seksin bazı olumsuz sonuçlarının özellikle gençlerle ilgili, örneğin evlilik dışı çocuklar gibi sorunlar nedeniyle devletlerin önlemler alması ve global olarak biraz daha geleneksele dönüş olduğu gözleminden yola çıkarak böyle söylüyorum. MAE] Bilmiyoruz. Belki de bu pek önemli değil.
Doğrusu, bence bir çok genç ahlaki anlayışlarına uygun bir hayat sürmüyor. Örneğin, lisedeyken evlilik öğrencisi seks yapmayı ahlak dışı bulmasına karşın, seks yapmamış kaç orta okul öğrencisinin daha okul bitmeden seks yaptığını merak ediyorum. Janus ve Janus (1993) anketlerinde, "çok dindar" olduğunu belirten yetişkinlerin % 70'ten fazlası evlilik öncesi seks yaptığını kabul etmiştir (%30'u ayrıca evlilik dışı ilişki de yaşamıştır). Ahlaki değerlerimizi göz ardı etmemizin bedelini ödüyor muyuz ya da ahlaki değerlerimiz bizler "aşık oldukça" değişime mi uğramakta veya ahlaki değerlerimizi kaybettikten sonra onları kolayca unutup gidiyor muyuz? Aslında, dindarların %35 ilâ 45'i kadınların evlenmeden önce cinsel deneyim yaşamaları gerektiğine inanmakta. Pek çok eylemin olası sonuçlarını fiili olarak bilmiyoruz... ama bilmemiz gerek. Benim önerim şu: şayet güçlü ahlaki değerlere sahipseniz, iyice düşünmeden onları çiğnemeyin.
Her halükarda, arkadaşlarınızın seksle ilgili verdiği kararlar ne olursa olsun, cinsel yaşamınız sizin kendi kararınızdır ve bu karar çok önemlidir. Kendi cinsel kararlarınız özgüveninizi, arkadaşlar arasındaki namınızı, arkadaşlarınızın kimler olduğunu, kiminle evleneceğinizi ve evliliğinizin ne kadar iyi olacağını, ne zaman anne-baba olacağınızı, kariyerinizi, anne babanızla nasıl geçineceğinizi, kaç evlilik yapacağınızı ve daha pek çok şeyi etkileyebilir.
Bu tür şeyleri --diğer insanların kiminle ve ne zaman bekâretlerini kaybettiği, evlilik öncesi seks yapan insanların oranı (yaklaşık %75) ve kaç partnerle yaptıkları (1 ilâ 5), daha aktif olan %’40 kadının 10 veya daha fazla seks partneri olduğunu (Knox, 1984), evlilik öncesi rastgele cinselliğin evlendikten sonra ne kadar sıklıkla sürdüğünü vs.-- bilmeniz kendi cinsel hayatınızla ilgili kararlar almanızda çok da yararlı olmayabilir. Yine de, bilgilendirilmiş bir kişi diğer insanlarla ilgili gerçekleri sürüyü takip etme ihtiyacı hissetmeksizin bilir. Bilgili kişi yukarıda tartışılan farklı cinsel yaşam tarzları gibi pek çok eylem seçeneğinin artılarını ve eksilerini göz önüne alır. Bir örnek: gençleri izleyen her araştırmacı 7 ve 8. sınıf öğrencilerinin çabucak "aşık" olduklarını ve yine hızla aşklarının bittiğini gözlemlemiştir; pek çok 13 yaşındaki genç 10-15 günde bir kalbini zıplatan birini bulur. 18-19 yaşındaki gençlerin bazıları (hepsi değil) kendilerini öylesine çabuk kaptırırlar ki bu karasevdanın yol açacağı olası sorunları hiçbir şekilde önceden tahmin edemez. Gençler duygusal lunapark trenlerini ve cinsel tuzakları fark ederse, umut edildiği üzere daha fazla öz denetim geliştirerek en azından duygusal acılarını azaltabilir ve istenmeyen hamileliklerden korunabilir. Kendi kendine yardım etmek ve bilgilenmiş olmak bundan ibarettir.
Genç bir kızken bebek sahibi olmak çok zordur. Çoğu okulu bırakır; %90'ı çocuğun delikanlı babası tarafından terk edilir. Bir yandan çocuğa bakarken tam zamanlı bir işte çalışması neredeyse olanaksızdır. Bu genç kızlar evlendiklerinde (sadece %10'u çocuğun gerçek babasıyla evlenir), sıklıkla evlilik de yürümez. Çoğu çaresizdir; sevgi istemişlerdir, ancak bir bebek sevgi sunmaz, sevgi alır. Yaşı çok küçük annelerde intihar oranları yüksektir (Masters, Johnson & Kolodny, 1985). Planlanmamış hamileliklerin harika bir şey olduğunu açıkça söyleyen duygusal kürtaj-karşıtı TV reklamlara karşın, küçük yaştaki gebelikler korkunç bir sosyal ve kişisel sorun oluşturur. Gerçekçi olun!
Bu ülkedeki tüm yetişkin kadınların --bekâr, evli ya da boşanmış olsun-- %25 ilâ 30'u kürtaj yaptırmıştır (Janus & Janus, 1993). Bu, önlenebilir bir travmadır. Ancak kürtaj-karşıtı hareketin ve tercih yanlısı hareketin doğum kontrolünü desteklemekten kaçındığını biliyor muydunuz? Doğum kontrolü bu sorunu çözmez miydi? Şüphesiz çözerdi, ancak bu iki büyük hareket kürtajın cinayet ya da kadının doğal hakkı olduğu konusunda kısır tartışmaya öylesine dalmıştır ki istenmeyen çocukların böylesine kontrolden çıkmış bir şekilde oluşması gözden kaçırılmaktadır. Bunun kısır bir tartışma olduğunu niçin söylüyorum? Çünkü bu tartışma tamamen dini tanımlamalara ve inançlara --doğruluğu ya da yanlışlığı kanıtlanamayan, sadece görüşler olan fikirlere-- dayanır. (Kendinize ait inançlarınızın olması ve bunlara uygun bir şekilde yaşamanız iyidir, ancak bunları başkalarına zorla dayatmaya çalışmamalısınız.) Tutucu bağnazlar tepeden bakan dini öğretilerini başkalarına öğütlerken, seçilmiş hükümet, sağlık ve eğitim görevlileri ürkek bir şekilde bu aşırı duygusal dindarları yatıştırıp onların gönüllerini almaktadır. İnsanlar doğum kontrolünü savunmaktan siyasi olarak korkmaktadır. Sonuç: milyonlarca Amerikalı istenmeyen gebelikleri yaşamaktadır. Sizi şaşırtabilir, ama bütün Protestan ve Katolik kadınların %30'u en azından bir kez kürtaj olmuştur, oysa bu oran Yahudilerde %11 ve dindar olmayan kadınlarda %22'dir (Janus & Janus, 1993). Bu niye böyledir?
Amerikalılar ABD'de doğan bütün çocukların %57'sinin planlanmamış (bu da genelde o an için istenmeyen demektir) olduğu gerçeğine gözlerini kapatmaktadır! Üstelik 1970'te, evli olmayan hamile kadınların %20'si çocuklarını evlatlık verirken günümüzde bu oran sadece %3'tür. Dahası, günümüzde genç kadınlar evlenmek için 28-30 yaşlarına kadar bekledikleri ve ergenlikle evlilik arasında pek çok partnere sahip oldukları için çoğu doğum kontrol hapı almakta ve bunun sonucu olarak da daha seyrek prezervatif kullanmaktadırlar. Sonuçta cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH) coşmuştur. Her yıl 12 milyon kişi CYBH ile enfekte olmaktadır. Önceden de bahsedildiği gibi, 25 lise öğrencisinden birinde CYBH bulunmaktadır.
İstenmeyen hamilelikleri önlemenin yolu, şüphesiz, seksten kaçınmak ya da doğum kontrolü uygulamaktır. Seksle dolu kültürümüzde ve medyamızda cin şişeden çıkmıştır. 13 ile 30 yaşlar arasında seks bir çoğumuz için karşı konamayacak kadar caziptir. Eskiden dile dolanmış olan "kendini evliliğe saklama" muhabbeti artık geçerliliğini yitirmiştir. Bununla birlikte, "seks yapmak" tümcesi, "kendini korumak" tümcesini gölgede bırakmıştır. TV’de doğum kontrolü reklamları yasaklanmıştır. Doğum kontrolü yöntemlerini nasıl uygulayacağımız konusunda gerçekten geri kalmış durumdayız. Bilim bize oldukça etkili doğum kontrol yöntemleri sağlamışken bizler bunları kullanmayı bilmiyoruz. Ancak din bize evlilik öncesi seksin günah olduğunu söyleyip duruyor. Yirmili yaşlardaki bekârların %20-25’i doğum kontrolü uygulamıyor. Boşanmış erkeklerin %40'ı hiçbir yöntemi kullanmıyor. Üreme hayatımızı nasıl kontrol altına alabiliriz? Aile kavramı --iyi bakılan, çok sevilen, dikkatlice planlanmış bir veya iki çocuklu monogamik birliktelik-- değer verilen, övgüye değer bir idealdir. Bunu başarmayı öğrenmek için neye ihtiyaç duymaktayız? Pek çok şeye.
İlk önce, pek çok tutumun değişmesi gereklidir. Erkeklerin, hamileliğin önlenmesinde ve oluşursa hamilelikte sorumluluğun kadınlara ait olduğu inancından vazgeçmeleri gereklidir. Toplum olarak, 12-13 yaşlarında olsalar da erkekleri kendilerinin neden olduğu hamileliklerden kısmen sorumlu tutmalıyız. Genç bir erkek olarak, kız hamile kaldığında karşılaşacağı sorunları ve yaşayacağı acıyı düşünmek zorundasınız. Kız bebeği doğurmayı seçerse çocuğa anne karnına düştüğü günden itibaren hayatınız boyunca kısmen destek olmaya ahlaken mecbur kalabilirsiniz. Bir çocuğun babası olarak bunun ebeveynlerinizle olan ilişkinizde, eğitim ve kariyerinizde, çocuğunuzun annesiyle birlikte yaşamıyorsanız diğer tüm kadınlarla olan ilişkilerinizde vs. etkileri kaçınılmazdır. Babalık, zaman, para ve duygu anlamında müthiş bir sorumluluk gerektirir, çocuk üniversiteyi bitirene kadar değil, her zaman. Kadın --çocuğunuzun annesi-- çocuktan sonsuza dek sorumluyken siz neden sorumlu olmayacakmışsınız? Onun ve çocuğunuzun size 2 hafta sonunda bir dört saatten daha fazla gereksinimleri vardır.
İkinci olarak, benzer şekilde, ancak daha da önemlisi, genç kızlar asla genç oğlanların ve erkeklerin "seks konusunda uzman" olduklarını ve gebeliği önlemek için "ne yaptıklarını bildiklerini" düşünmemelidir. Her kadın doğum kontrolü ve seks hakkında bir uzman haline gelmeli, bu konuda en azından herhangi bir erkek kadar yetkin olmalıdır ve kendi vücudu, kendi tercihleri, kendi ahlaki değerleri, kendi cinsel planları vs. konusunda ise herhangi bir erkekten çok daha üstün olmalıdır. Her kadın kendi vücudundan her zaman kendisinin sorumlu olduğunun sürekli farkında olmalıdır. Her kadın prezervatif kullanımını sıkça reddeden, cahil, sorumsuz, bencil, düşüncesiz tipteki erkekleri iyi tanımalıdır. Endişeli, heyecanlanmış 13 yaşında bir kız, iri yarı bir erkeğe vurulduğunda, peşinen "korunmam gerek yoksa seninle yatmam" veya daha iyisi "bundan her ikimiz de sorumlu olmalı ve bir yöntem kullanarak (hamilelikten ve hastalıktan) korunmalıyız ben spermisidli (sperm öldürücü) diyafram takacağım, sen de prezervatif kullanmalısın!" diyecek kadar güçlü olmalıdır [Bu kadar güçlü değilse de seksten uzak durmalıdır, MAE.]. Kız ne yaptığını bilmelidir; petrol bazlı jelin (KY jelin değil) prezervatifi 60 saniye içinde bozacağını, diyaframı nasıl taktığının bir doktor tarafından kontrol edilmesi gerektiğini ve çok daha fazlasını bilmelidir. Kız herhangi bir erkekle cinsellik yaşamadan önce bu "ben talep ediyorum" senaryosunu kafasında (ya da arkadaşlarıyla) defalarca prova etmelidir. Plan yapıp hazırlanmazsak hayatlarımız yolunda gitmez.
İster erkek olsun ister kadın, evlilik ve çocuk için o anda hazır olmayan herkes "seks yapmaya başlamadan önce bebeği durdurmalıyım" demeyi öğrenmelidir. Erkeğin elleri doğum kontrolünden önce kadının göğüslerine ya da iç çamaşırlarına doğru uzanıyorsa her ikisi de karşısındakine cinsel olarak sorumsuz, düşüncesiz davranıyor ve birbirlerinin sağlığını tehdit ediyor demektir. Kendi kendimizi kontrol etmeyi öğrenmeliyiz. Seks konusunda huzursuzluk duyan biri doğum kontrolünde iyi değildir. Bu nedenle kendinizi rahat hissedene kadar doğum kontrol yöntemleri hakkında bilgi edinip onları uygulayın.
Kendinize seks yapacak kadar olgun olup olmadığınızı sorun. Eğer bir prezervatif ve spermisid (sperm öldürücü) alamayacak kadar utangaçsanız, veya diyafram ya da servikal tıkaç alamayacak kadar yoksulsanız, her gün hap almaya veya bir spiral (Rahim içi araç-RİA) taktırmaya utanıyorsanız, Norplant’ın ne dolduğu hakkında bilginiz yoksa veya gebelik oluşma riski varsa veya hamileliği önleyecek hiçbir şey yapmayacak kadar sorumsuzsanız, bırakın iç çamaşırınıza dokunulmasını, kimsenin göğüslerinize yaklaşmasına bile asla izin vermemelisiniz. Önceden de bahsedildiği gibi, cinsel partnerlerin her ikisinin de bir doğum kontrolü yöntemi uygulama sorumluluğunu üstlenmeleri, iyi bir kuraldır; böylece her zaman iki kontrol yöntemi birden uygulanmış olur, örneğin prezervatif (spermisidli) ile hap. Bu öğüdün pek çok kişi tarafından dikkate alınmayacağını biliyorum, ama olması gereken budur. Cinsel yönden aktif olan üniversite öğrencilerinin yaklaşık %60'ı ya hiç doğum kontrolü uygulamamakta ya da ara sıra uygulamaktadır. Ne kadar aptalca ve düşüncesizce! Unutmayın, sekse (ve karşı cinse?) karşı olumsuz yaklaşımları olan üniversite öğrencileri olumlu düşünce besleyenlere göre daha az doğum kontrolü uygularlar. Bunun aksine, cinsel yönden sorumluluk hisseden bir partnerin sekse karşı daha sağlıklı, olumlu ve düşünceli bir tavır takınma olasılığı daha fazladır. Prezervatif kullanmamanın nedeni bilişsel cahillik değildir, bunun sebebi psikolojik ve cinsel takıntılar (suçluluk hissi ve gerçekliğin ve/veya sorumluluk almanın reddi) ve başkalarını düşünme yetisindeki eksikliktir. Korunmasız cinsel ilişkiye girmek, birlikte kendinizi tatmin ettiğiniz kişiye karşı yapılan büyük bir alçaklıktır.
Kadınlar erkeklerin cinsel tepkilerinin aslında olduğundan çok daha fazla olduğunu zannederler ve kendi tepkilerini de olduğundan az gösterirler. Kadınlardaki (tabulardan ve [tam olarak içselleştirilip özümsenmemiş, MAE] dinden kaynaklanan) cinsel vicdan azabı, engellemeler ve ahlaki değerler kişinin kendi cinsel olarak uyarılışını (örneğin erotik filmler izlerken ya da okşama sırasında) yadsımasıyla ilgili gibi görünüyor. Kendini suçlamaya yatkın kişiler için erotik uyarılma fark ettiklerinden daha fazladır. Bu nedenle, şu eski espride bir miktar gerçeklik payı bulunur, "Din günah işlemenizi önlemez, ancak işlediğiniz günahtan zevk almanızı engeller!" Suçluluk hissi aynı zamanda sizi önlem almaktan da alıkoyabilir. Korkunuzun ve utancınızın ya da kontrolsüz abazanlığın) doğum kontrolü ile ilgili sağ duyunuzu baskılamasına izin vermeyin.
Suçluluğun, cinsel istekleri yadsımanın ve doğum kontrolünden uzak durmanın ötesinde, seks ile ilgili olarak da şaşırtıcı biçimde yanlış bilgilendirilmiş durumdayız. Genç yaşta anne olanların sadece üçte biri adet döneminde hamile kalabileceklerini biliyordu. 15-19 yaşları arasındakilerin neredeyse %10'u hamile kalmak için çok genç olduklarını veya seyrek seks yaptıklarını düşünmektedir. Haydaaa! Bazıları kadının orgazma ulaşmadığı birleşmelerde veya turşu suyu ile vajinal duş yapıldığında ya da cinsel birleşmenin ayakta yapıldığı durumlarda gebe kalamayacaklarına inanmaktadır. Haydaaa! Streç filmden prezervatif yapmaya kalkanlar bulunmaktadır. Erkekler kadınlara "Kendimi acayip kontrol edebilirim, bu yüzden merak etme, içine boşalmam" diyebilmişlerdir. Ve cehalet böyle sürüp gider. Bizlerin (ebeveynler, okullar ve medya kuruluşları) bu yanlış bilgilendirilmiş gençleri ihmal etmiş olmamız ne acı. Sosyal-dinsel tabular bizi dürüst olmaktan ve gençlere cinsel eylemlerini akıllıca nasıl yürütecekleri (seks yapmak isteyip istemedikleri ve seks yapmaya ne zaman karar verecekleri) konusunda bilgi vermekten alıkoyar. [Tabu, insan davranışlarının belli alanları ya da belli normlarla ilişkili olarak kutsal veya dokunulmaz olarak tanımlanmış oldukça güçlü sosyal yasaklara denir. Bir davranış yasaksa ama tartışmaya ve konuşmaya açılabiliyorsa tabu olmaktan çıkar. Yasak ve tabu arasındaki bu ayrıma dikkatinizi çekmek istiyorum. MAE] Sonuçta bu gençler hayatın önemli bir yönüne hazırlanmamış olurlar. Ve, kabahatin çoğu bizde, --daha yaşlı olan insanlardadır. Seks yaşamın önemli bir parçasıdır. Gençlerin kendi yaşamlarının sorumluluğunu üstlenmeyi öğrenmesine ve iyi bir hayat için gerekli bilgileri kullanmasına yetecek kadar önemli parçası.
Herkesin cinsel rehberlik yapmaktan kaçınması --kafalarımızı kuma gömmemiz-- gençlerin "aşık olunca" seks yapmalarının daha fazla kabul gördüğünü düşünmelerine ve aşırı yoğun cinsel dürtülere istemeden "kapılıp gitmelerine" neden olmakta. (Bu şekilde akıllarını --"iyi kızlar gibi"-- olabildiğince berrak ve masum tutarlarken aynı zamanda olan her şeyden dolayı sorumluluk almaktan kaçınabilirler.) Ancak, (doğum kontrolü uygulayarak) seks için plan yapıyorlarsa cinsel birleşme daha az romantik ve spontane veya daha fazla günah olarak görülebilir. "Planlanmış" seksi daha az sevgi dolu ve daha yapay, ucuz veya ahlak dışı, "kendini tatmin etmek için başka birini kullanmak" gibi bile görebilirler. Aslında, en sevecen seks, gebelik dahil istenmeyen bütün streslerden kaçındığınızda ve sevişme rahat güvenli, anlamlı ve doyurucu olduğunda gerçekleşir-- bu, yaşamın en muhteşem anlarında biridir. Bu tür şeyler plan yapmadan ve hazırlanmadan gerçekleşmez.
Zelnik ve Kantner (1979)'e göre doğum kontrolü uygulamanın en sık nedenleri arasında "ilişkiye gireceğimi tahmin etmemiştim" (%20) ve "doğum kontrolü ile ilgili bir şeyler yapmak istedim ama yapamadım" (%8) bulunur. Aynı yazarlar istenmeyen gebelik oluşmadan önce beyazların sadece %36'sının ve siyahların %22'sinin doğum kontrolü uygulamakta olduklarını (şüphesiz sadece bazı zamanlar) bildirmiştir. Dahası, onlu yaşlardaki gençler ve üniversite öğrencileri daha fazla seks yapmakta ve günümüzde daha az güvenilir doğum kontrol yöntemleri uygulamaktadırlar. Daha azı hap kullanmakta (siyahların %37'si, beyazların %15'i), hemen hemen aynı oranda prezervatif kullanmaktadır (%35) ancak geri çekme yöntemine başvuranlar geçmişe göre çok artmıştır (siyahların %13'ü, beyazların %42'si). Bu kadar çok istenmeyen hamilelik oluşmasına şaşırmamak gerek. Bekâr anneler yaklaşık olarak tüm Chicago'da doğan çocukların yarısı kadar bebeği dünyaya getirmektedir.
Doğum kontrolünün çok iyi bir şekilde uygulanmasını engelleyen daha pek çok durumsal faktör ve tutum bulunur. Örneğin: çocuk için devletten yardım almak, hamile kalmak suretiyle sorunlu olan aile ortamından kaçmak, bir bebek sahibi olarak sevecek birini bulmak, mutlu bir evliliği olan genç birini tanımak ancak istenmeyen gebeliğin zorlukları hakkında pek bir şey bilmemek, doğum kontrolünün insanlık için soykırım olduğuna inanmak, bir kadının yapabileceği tek şeyin çocuk yetiştirmek olduğuna inanmak, arkadaşlarınızın size seks hakkında bilmeniz gereken her şeyi anlattığını varsaymak, doğum kontrolü için doktora başvurmadan aylar önce ilişkiye girmiş olmak, partnerinizle seks ve doğum kontrolü hakkında konuşamamak, ebeveynlerinizle seks hakkında çok az iletişiminizin olması, yanlış bir şekilde seks yapmayacağınızı varsayarak bu konuda hazırlıksız olmak, özgüvenin az oluşu, kendi kendine kontrolün yetersiz olması, doğum kontrolü uyguladığınızda partnerinizin aldığı zevkleri ve minnettarlığı görmezden gelmek.
Seksin diğer bir çılgın yönü de doğum kontrolü uygulanmıyorken bile sabit fikirle cinsel birleşmeye yoğunlaşmaktır. Mastürbasyon karşıtı tavırlarımız bütün cinsel davranışlarımıza sinmiş gibi görünüyor. Harika bir seks fırsatı karşımıza çıktığında o an için doğum kontrolü uygulanamıyorsa bile niçin cinsel birleşme yerine "ellerle birleşme" (karşılıklı mastürbasyon) yapılmasın ki? Bu çok daha düşünceli ve sevgi dolu (hatta her ikiniz için de yoğun zevk verme olasılığı daha fazla) bir deneyim olabilir. Elle birleşme çocuk da yapmaz hastalık da. Güya seks açısından özgür olan toplumumuzda bu konuların açıkça tartışıldığını hayal edebiliyor musunuz? [Yazar bu noktada bence biraz hayalperest davranıyor. Cinsel dürtülerin doruğunda uyarılmış haldeki bir kız hele hele bir erkek daha azıyla yetinecek! Cezasına rağmen kırmızı ışıkta geçen onca insanın varlığı düşünüldüğünde, yazarın önerisi pek de işe yarayacakmış gibi durmuyor. MAE]
Hamileliği önlemek kürtajdan çok daha iyi olduğuna göre bağnazlar tarafından TV’de yapılan kürtaj karşıtı propagandalar düzeltilmelidir. Bu propagandalar hamile kadınları kürtajdan sonra yıllar süren vicdan azabına, utanca ve depresyona uğrayacakları biçiminde tehdit etmektedirler. Bu koca bir yalandır. Araştırmalar kadınların kürtaja gösterdikleri tepkinin çoğunlukla vicdan azabı değil rahatlama olduğunu göstermektedir. Kürtaj sonrası kaygı, depresyon ve stres öncesine oranla daha azdır. Tabii ki bir kişi çok nadir olarak kürtajdan sonra ciddi psikolojik sorunlar yaşayabilir (tıpkı doğumdan sonra olduğu gibi), ancak bu daha çok kuşku ve yadsımadan dolayı kürtajın uzun süre geciktirildiği durumlarda görülür. Ayrıca, akrabalarınızdan, bağlı olduğunuz dinden ve/veya erkek partnerinizden sempati ve destek yerine muhalefet ve ihmal görmüşseniz kürtaj olayının çok daha travmatik olması ve depresyon gelişmesi daha olasıdır (Adler, David, Major, Roth, Russo, & Wyatt, 1990).
Doğum kontrolüne yönelik tutumumuzu değiştirmenin ötesinde, her genç insanın çok özel eylemleri yerine getirmeyi öğrenmesi gereklidir: (1) doğum kontrol yöntemleri hakkında detaylı bir şekilde okumak, (2) eczaneye uğrayıp doğum kontrol yöntemlerine ve bu konuyla ilgili ürünlere dikkatlice bakmak (3) önemli durumlarla ilgili (seks yapmalı mıyız? gebeliği nasıl önleyeceğiz? hamile kalırsam anne babama ne söyleyeceğim?) rol-yapma (psikodrama) (bkz. 14. bölümde 1 numaralı yöntem), (4) uygun olduğu zaman rahim içi araçlar, prezervatifler, diyaframlar, servikal (rahim ağzı) tıkaçlar, vajinal fitiller, süngerler, Norplant (deri altı çubuğu) vs. gibi çeşitli doğum kontrol yöntemlerini öğrenin, hatta uygulayın ve (5) bir hekime sizin için hem gebeliği hem de CYBH'ı önleyici doğum kontrol yöntemlerinin hangileri olduğunu ve nedenini danışın. İstenmeyen gebeliklerin önlenmesi hayattaki en önemli sorumluluklarımızdan biridir. Bu işi hor görmeyin, gülüp geçmeyin.
Eğer değişmezsek, milyonlarca istenmeyen gebelik ve kürtajla karşılaşıp duracağız ve yoksulluk ile "fakir bebekler bebek yapıyor" döngüsüne devam edeceğiz.
Okullarda, evde ve medyada cinsel eğitimimizi daha iyi hale getirmemiz gereklidir. Byrne, Kelley, & Fisher (1993) bu konuda mükemmel bir başvuru kaynağıdır. Araştırmalar doğru bir şekilde verilen pratik, gerçekçi cinsel eğitimin istenmeyen gebelikleri azaltabildiğini ve cinsel aktivitede artışa yol açmadığını göstermektedir (Fisher, 1990). Hamilelikten ve hastalık kapmaktan korunmak için gerçekçi bir şekilde plan yapmanın sizi cinsel birleşmeye yönelteceğine inanmak budalacadır. Bunun yerine, (korunmalı ya da korunmasız) seks yapmaya yol açan etkenler sevgi, gereksinimler ve cinsel çekimdir. Umut edilen odur ki, gereksinimleriniz ve aklınız size seks yapmanın akıllıca ve arzu edilebilir bir eylem olacağını söylediğinde seksle ilgili yapacaklarınızı planlamak için yeteri kadar sağ duyuya sahip olacaksınızdır. Aslında iyi bilgilendirilmiş cinsel planlama seksüel eylemleri artırmaz; ancak istenmeyen cinsel davranışlardan kaçınmanız için size yardım eder. Aynı zamanda "onu-yapmayın-programlarının" işe yaramadığına dair kanıtlar mevcuttur (Scales, 1987). [Gençler için cinsel eğitimin hangi yaş grubuna uygulanacağı, belirli bir toplumda uygulanmasının doğru olup olmadığı tartışılmalıdır. Gençler için cinsel eğitimin kaybedilmiş bir savaşta, bir önceki cepheye çekilmek gibi bir şey olduğunu düşünüyorum. Kendisi modern görüşlü kız babası bir ruh sağlığı çalışanının cinsel eğitimle ilgili kaygısı “seksin aslında olağan olmayan bir yaşta normalleştirilmesi riski”nden kaygılanıyordu. Yoksa, cinsel eğitim “eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek” gibi bir şey olmasın?! Şahsi kanaatim cinsel eğitimin hangi popülasyonda işe yarayacağı iyi araştırılmalıdır. Henüz bu konuda iyi eğitimli kafalar bile karışık gibi durmakta. MAE ]
Gençlerin doğum kontrol yöntemleriyle ilgili cinsel tutumlarının daha olumlu hale gelmesi gerekir, bunun için de öz farkındalıklarının ve öz denetimlerinin artması gerekir. Araştırmalar ebeveynleriyle yakın ilişkileri bulunan gençlerin özellikle de anneleriyle iletişimleri iyi olan gençlerin, ebeveynleriyle ilişkileri kötü olanlara göre cinsel ilişkiye daha geç girdiklerini göstermektedir. Gebelikten korunma ile ilgili kitaplar arasında Calderone & Johnson (1990), Watkins-Ferrell & Robinson (1990), Foster (1986), ve Howard (1991) bulunur. Planlı Anne-Baba Olma Direkt Hattı bu konuda iyi bir bilgi kaynağıdır, bunun için 800-230-PLAN'ı arayın.
Doğum kontrolü önceden planlanmalıdır. Ancak, Tüketici Raporları Acil durumlarda doğum kontrol haplarının bir "ertesi gün" hapı gibi iş göreceğini bildirmektedirler. Buna göre, cinsel ilişkiden sonraki 72 saat içinde 12 saat arayla iki kez ikişer adet Ovral tablet alınması hamileliği önleyebilir.
Seks eğitimi kitapları ayrıca cinsel açıdan sorumluluk sahibi herkesin öncelikler listesinde olması gereken cinsel yolla bulaşan hastalıklara da yer verir. Ayrıca direkt hatlar da bulunur: Ulusal AIDS Hattı, 800-342-2437; Ulusal CYBH Hattı, 800-227-8922; Ulusal Herpes (Uçuk Virüsü) Hattı, 919-361-8488. Kendinizi ve partnerinizi daima koruyun.
Randevu sırasında tecavüzü önlemek için ne yapmalı? Çıktığınız kişiyi tanıyın. Diğer insanlara onun hakkında ne düşündüklerini sorun ve "elleri pek oynaştır" ya da "sen onu sarhoşken gör" gibi ipuçlarını değerlendirin, İçki ile ilgili alışkanlıklarını sorun ve gözlemleyin; randevu sırasında tecavüz saldırısında bulunanların %75'i ve kurbanların %55'i o sırada içmekte olduklarını belirtmişlerdir. Bu nedenle kendinizin de ne kadar içtiğine dikkat edin. Cinsel ilişki istemiyorsanız, ıssız yerlere gitme konusunda ihtiyatlı olun, onu "ayartmayın" veya ne kadar "vahşi" olduğunuza dair imada bulunmayın, ne kadar boşboğaz ya da cinsel olarak uyarılmış olduğunuzla ilgili espri yapmayın. Cinsel ilişki istemediğinizden eminseniz (ya da bu akıllıca gelmiyorsa) cinsel eylemi daha sürecin başındayken durdurun. Örneğin, taraflardan her birini --erkek ya da kadın-- her aşamada cinsel ayartmayı sona erdirmeye hakkı varken, daha başlangıçta cinsel ilişkiye girmeyeceğinizi net bir şekilde belirtmezseniz karşınızdaki erkeğin göğüslerinizi açmasına, iç çamaşırlarınızı çıkarmasına ve klitorisinizi okşamasına izin vermenizin hiçbir manası bulunmaz. Az önce betimlediğim şartlar altında, erkeğe "sonuna kadar devam etmesi" için izin veriyormuşsunuz gibi görünmektedir. Ona bu noktada neden durduğunuzu açıklamazsanız, ona mastürbasyon yapacağınızı ya da onunla daha sonra, doğum kontrolü uyguladığınızda cinsel ilişkiye gireceğinizi anlatmazsanız erkek öylesine hayal kırıklığına uğrayabilir, öfkelenebilir ve kafası karışabilir ki randevu sırasında tecavüzün gerçekleşme olasılığı artar. Tabii ki hiçbir tecavüzün hiçbir şart altında bahanesi olamaz, ancak bizim de kendimizi riske atmamamız gereklidir. Bu tür aşırı duygusal "sıcak" durumlarda bile beynimizi ve sağ duyumuzu kullanmamız şarttır. Tabii ki pek çok mağdur çok dikkat ettiği halde tecavüz yine de oluşabilir. Bununla birlikte, riskleri azaltmanız mümkündür. Tecavüze uğrarsanız derhal bildirin (bkz 7. bölüm). Rue (1989) randevu sırasında oluşan şiddetle baş etmek için çeşitli önerilerde bulunur.
Bir kez başladı mı, cinselliğin söz konusu olduğu bir beraberlikte ilk bir kaç ayda genellikle çok sık seks yapılır. Yoğun cinsel başlangıçtan sonra, cinsel ilişki sonraki 2-4 yıl içinde git gide azalır, 25-30 yaşına gelindiğinde yaklaşık 5 yıldır evli olan ortalama bir çift belki haftada 2 kez sevişir, 40 yaşında sevişme sıklığı haftada 1.5'tir. Yakın zamanlarda yapılmış bir ankete göre evli çiftlerin %45'i "ayda bir kaç kez", %35'i ise "haftada 2-3 kez" seks yaptıklarını söylemişlerdir. Yine de haftada 1 ile 3 arasında değişen ortalama sıklık (25 ilâ 59 yaş arasındakilerde) aramızdaki büyük farklılıkları gizlemektedir. Örneğin, yaklaşık %12 çift "senede sadece bir kaç kez" seks yapmaktadır. Bazı genç çiftler bile haftada sadece 2 ya da 3 kez seks yapar. Buna karşın, çiftlerin %7'si haftada dört veya daha fazla defa seks yapmakta; çok nadir olarak da günde bir ya da iki kez yapanlar bulunmaktadır (Michael, Gagnon, Laumann & Kolata, 1994). Her çifti memnun eden ne ise o normal demektir. Önemli olan niteliktir, nicelik değil. Ancak, çok çeşitli nedenlerden dolayı, erkekler seksi kadınlardan daha çok ister gibi görünmektedir. Erkeklerin yaklaşık 55'i seksi her gün düşünürken kadınlarda bu oran %20'dir.
Aşırı uçlar bir kenarda tutulursa, cinsel ilişki sıklığının kabaca çiftlerin seks hayatlarından ne kadar tatmin olduklarını yansıttığı söylenebilir (Blumstein & Schwartz, 1983). Örneğin, haftada 3 ya da daha fazla seks yapan çiftlerin %89'u cinsel hayatlarından memnundurlar. Ayda 1 ilâ 4 kez seks yapan çiftlerde ise memnuniyet oranı %53'tür. Bununla birlikte, daha iyi seks hayatı sağlamanın yolunun sıklığı iki-üç kat artırmak olduğu sonucunu çıkarmayın. İş, bundan daha karmaşıktır. Toplamda, evli çiftlerin yaklaşık %70'i seks yaşamlarını iyi olmasıyla ölçmektedir (bu da üçte birinin tatmin olmadığı anlamına gelir). Cinsel ilişki sıklığından bağımsız olarak cinsel hayatınız çok iyiyse, ,muhtemelen evliliğiniz yakın bir beraberliktir. Hem erkekler hem de kadınlar ara sıra orgazma ulaşmakta zorlanabilirler, erkeklerin sadece %5-10'u, evli kadınların ise %30'u ya hiç orgazm olamamakta ya da çok nadiren olmaktadır --kadınların diğer %30'u ise düzenli olarak orgazma ulaşırlar (Michael, Gagnon, Laumann & Kolata, 1994). Evliliklerinde çok mutlu olan kadınların orgazm olma olasılıkları daha yüksektir (ancak orgazm olamamak, ilişkide mutlaka ciddi, bilinç dışı bir tatminsizliğin yaşandığı anlamına gelmez).
Araştırmacıların evli erkekler ve kadınların sadakatsizlikleri konusundaki tahminleri %20 ile %70 arasında büyük değişiklik göstermektedir. Knox (1984) erkeklerin %50'sinin, kadınların da %20 ilâ 40'ının evliliklerinin bir döneminde başka biriyle ilişki yaşadıklarını öne sürmüştür. Daha bilimsel olan bir ankete göre evli erkeklerin %75'i ve evli kadınların %85i eşlerine sadık kalmışlardır (Michael, Gagnon, Laumann & Kolata, 1994), ancak bu anketler yeni evlileri içermektedir. Yakın zamanlarda, evlilik dışı seksin erkek ve kadınlarda eşit sıklıkta görüldüğü bildirilmektedir. Ev dışında çalışma kadınlarda evlilik dışı ilişki yaşama şansını artırmaktadır (Levin 1975), bu kadınların yaklaşık %50'sinin evlilik dışı seks yaptığı söylenmektedir. Erkekler rastgele seks peşinde olup daha fazla partnere sahipken kadınlar ise duygusal bağlılık arar ve daha az partner edinir (Blumstein & Schwartz, 1983). Bazı araştırmalar tahmin edeceğiniz gibi, kötü giden evliliğin ya da tatmin etmeyen cinselliğin sıklıkla sadakatsizlikle ilişkili olduğunu ileri sürmektedir (Thompson, 1983). Grosskopf’a (1983) göre aldatan kadınların %50 ilâ %70'i kocalarından duygusal ve cinsel açıdan memnun memnun değildir (bunların %35’i kocalarının bir ilişkisi olduğunu öğrenmişlerdir). Buna karşın, Blumstein ve Schwartz bir ilişki yaşayan pek çok çiftin sadık eşlerden oluşan evliliklerdeki kadar mutlu olduklarını söylemektedir. Bu araştırmacılar aynı zamanda bir ilişki yaşanmasının mutlaka başka bir ilişkiye yol açmayacağını, kiliseye devam edenlerin de kiliseye gitmeyenler kadar sadakatsiz olabileceğini bildirmektedir. Aldatma yukarıda tartışılmıştır.
Sevişmenin içten gelen bir şeyi yapmak olduğu fikri çekicidir, ancak bu da tamamıyla doğru değildir. Cinsel ilişkiyle ilgili ha deyince bilemediğimiz pek çok şey vardır. Örneğin normalde çok zaman harcamasak da iyi seks aceleye gelmez. Neyin partnerimizin hoşuna gittiğini bilemeyiz, onun bize söylemesi gerekir. Bir ilişkinin başında erkek kadının klitorisinin tam olarak nerede olduğunu ya da nasıl uyarılmaktan hoşlandığını bilemez. Kadınlar sıklıkla penisin nasıl tutulacağını ve okşanacağını bilmezler. Her iki cinse de bu tür şeylerin gösterilmesi ya da anlatılması gerekir. Her partner farklıdır ve hatta aynı partnerde bile dönem dönem değişen farklı tercihler söz konusudur, bu nedenle iletişim kurulması çok önemlidir. Ve, duygularımızla cinsel gereksinimlerimizle ilgili açık iletişim, üstesinden gelmeyi öğrenmemiz gereken duygusal takıntılarımız tarafından engellenir.
Ayrıca kurtulmamız gereken daha pek çok öğrenilmiş cinsel engellemeler ve olumsuz duygular mevcuttur; yani başlangıçta rahatsızlık verici olabilir, ancak sonuçta evli çiftlerin %90'ı sıklıkla veya ara sıra oral-genital seks yapmaktadır. Hareket etmekten veya itme-çekmeden ve (aldığımız zevki yansıtan) sesler çıkarmaktan utanabiliriz, ancak etkin, "heyecanlanmış" bir partner bize sahip olabileceğimiz en seksi deneyimi sunar. Bedenlerimiz ve bize zevk veren şeyler hakkında açık bir şekilde konuşmak oldukça zor olabilir, ancak en fazla zevki elde edeceksek bunu yapmalıyız. Bazen partnerinize sözel olarak size neyin zevk verdiğini anlatmaya çalışmaktansa ona göstermek (elini olmasını istediğiniz yerlere götürmek) daha kolay ve daha iyidir. Partneriniz aklınızdan geçenleri okuyamaz, bunu beklemeyin. Aşağıda yer alan bir bölüm iletişimle ilgili bilgiler vermektedir. Seks hakkındaki cahilliğimizi fark edebiliriz ve bu durumda "bunu kabullenmekten utanç duyuyorum ancak ... ile ilgili bir şey bilmiyorum", demek bize çok zor gelebilir, ama gerçekçi ve dürüst olmak önemlidir.
Hem kendimizin hem de partnerimizin uzun bir cinsel geçmişini ilk cinsel deneyimlerimize bile taşıdığımızı anlamalıyız. Hepimizin geçmişi büyük farklılıklar gösterir: bir partner 12-13 yaşından beri hemen her gün mastürbasyon yapıyor ve binlerce farklı kişiyle cinsel ilişkiye girdiğini hayal ediyor olabilir; bir başka partner ise şimdiye dek kendini yalnızca bir kaç kez okşamış ve hiçbir cinsel fantezi kurmamış olabilir. Hepimiz çocukluğumuzdan beri her gece 5 ilâ 7 kez cinsel olarak uyarılırız; bazılarımız bundan zevk alırken bazılarımız ise şaşırır ve uykuda gösterdiğimiz cinsel tepkiden dolayı rahatsız oluruz; bazıları ise bunu yadsır veya görmezden gelmeye çalışır. Partnerinizin ön sevişme, birleşme, ona neyin zevk verebileceği ve birleşmeden sonra neler yapılması gerektiği ile ilgili fantezileri sizin beklentilerinizden radikal bir şekilde farklı olabilir. Her birimiz arkadaşlarımızdan, izlediğimiz filmlerden, öğretmenlerden, kitaplardan ve benzeri kaynaklardan seksle ilgili farklı şeyler duymuşuzdur. Erkekler ve kadınlar cinsel eyleme farklı sezgiler, farklı iç güdüler katabilir. Her sevgilinin partnerinin bu yaşamsal ana katacağı özel farklılıkların ayırdında olması ve bunlara karşı hoşgörü göstermesi önemlidir. Bununla birlikte, bu, iyi eğitim aldığınız takdirde seksin zamanla daha iyi hale getirilemeyeceği anlamına gelmez.
Deneyimsiz erkeklerin çoğu iyi seksin kadını kısmen soyarak vajenine kocaman penislerini muhteşem bir orgazmla aynı anda boşalana kadar sokup çıkarmaktan ibaret olduğunu düşünürler. Erkekler için burada fantezi biter. İyi seks hakkında berbat şekilde yanlış yönlendirilmiş görüşlere sahibiz.
Az sayıdaki kadın da iyi seks ile ilgili aynı algıya sahiptir. Buna karşın çoğu kadın romantik bir ortamda randevuyu, harika zaman geçirmeyi, el ele tutuşmayı, konuşmayı, gülmeyi, dans etmeyi vs. hayal eder. Kadın fantezisinin sonraki bölümlerinde hoş görünümlü, kibar konuşan, kendine güveni olan bir sevgilinin ona kendisine karşı olan duygularını anlatışını, gelecek planlarını, ne kadar çekici olduğunu, onun sevgisine ne kadar gereksinimi olduğunu vs. anlatışını düşler. Erkeğin kendisini sıkıca kucakladığını ve onu öpücüklere boğduğunu hayal eder. Kadın, hayalinde erkeğin yavaş ve nazik bir şekilde göğüslerine, sonra diğer cinsel bölgelerine dokunduğunu, sonunda giysilerini çıkararak cinsel ilişkiye girdiklerini de düşler, ancak bu nokta fantezisinin asıl can alıcı kısmı değildir. "Sevişmeden" sonra, kucaklandığını, rahatlatıldığını ve erkeğin ona birlikte yaptıkları seksin aralarındaki yakınlığı ve aşkı artırdığını anlatışını hayal eder. Heyecan verici bir seks partneri olduğunu ve erkeğin kısa zaman içinde onunla birlikte (seks dışında da) başka şeyler de yapmak istediğini duymak ister.
Sevişmenin başlarında, tipik bir erkek yanlış bir şeyler yapmak ve kadının onu durdurmasından kaygı duyar. Elinden geldiğince çabuk bir şekilde cinsel birleşmeye doğru ilerlemek ister, böylece şansını kaybetmemiş olacaktır; bu sırada kadın romantik duyarlılık umarak süreci biraz daha yavaşlatmaya çalışır. Kadın cinsel birleşmeyi bekliyor ve istiyorsa ıslanması için zaman ve okşanma gerektiğinin farkına varabilir. Erkek kadının duyarlı noktasını (klitoris) bulmada zorlanabilir ve kadın da (biliyorsa) ona göstermekte tereddüt edebilir. Kadın erkeğin penisi ile çok fazla uyarılmaz; hatta ona dokunmaktan çekinebilir, penis bir miktar itici bile gelebilir (erkekse penisinin dünyadaki en muhteşem şey olduğunu düşünerek kadının da onu en az kendisinin sevdiği kadar sevmesini umut eder). Sonuçta ikisi de istedikleri ve hayalini kurdukları şekilde bir deneyimi paylaşamazlar. Akıllı ve şanslıysalar her ikisi de bunun eylemleri, duyguları, beklentileri, iletişimi, bilgiyi ve karşısındakini düşünmeyi içeren, ustalaşmak için uzun bir zaman gerektiren karmaşık bir durum olduğunu anlamaya başlayacaklardır.
İyi seks sevişmeden önce sevişirken ve sevişme sonrası partnerin ne istediğini bulmakla ilgilidir. Daha sonra her iki partner de karşısındakinin arzularını mümkün olduğunca karşılamaya çalışır. Burada uzlaşmalara gidilmesine gerek duyulacaktır.
Seksin daha iyi hale getirilmesi için yazılmış, bazıları 1000'lerce yıllık olan yüzlerce kitap bulunur. Aşağıda bu konuda iyi olan pek çok kitabı belirteceğim, ancak bence en önemli sırlar şunlardır:
(1) Sevişme birbirini sözlü ifadeyle ve dokunarak sevmeye odaklanmalıdır. Orgazmı sadece uzun süren bir sevişmenin harika "zirvesi" olarak görün (yeterince zaman harcayabilirseniz). Her iki kişinin de aynı anda orgazma ulaşması gerektiğini ileri süren aptalca görüşü kesinlikle boş verin (erkeklerin %25'i, kadınlarınsa %14'ü buna inanmaktadır). Tensel masaj üzerine yazılmış bir kitap size fikir verebilir (Inkeles, 1992). Not: bir ilişkide yıllar sonra, her iki eşin de öncelikli hedefi fiziksel olabilir, bu nedenle sevginin gösterilmesine daha az önem verilebilir. Bunda yanlış bir şey yok.
(2) Erkeğin genellikle penisine ilgi gösterilmesinden ve onun uyarılmasından zevk aldığını unutmayın. Bunu sevişirken ve diğer koşullar altında sık sık yapın.
(3) Epey bir tensel temastan sonra, kadınların çoğu cinsel olarak daha da uyarılmak, ıslanmak ve orgazma ulaşmak için klitorislerinin uyarılmasına ihtiyaç duyarlar. Kadınların %20'sinin orgazm olmak için oral seksi tercih etmelerinin nedeni budur. Klitoris vajina açıklığının yaklaşık 2-
(4) Unutmayın: sevişme bir sınav ya da yarışma değildir, bir şeyleri ölçmek ya da saymanın yeri de değildir. Dertsiz, tasasız oynaşmak, sevgiye odaklanmak ve birlikte eğlenmek için geçirilen bir zamandır.
Uzun dönemli ilişkilerde sevgi, hoşlanma ve seks birbiriyle sıkı sıkıya bağlıdır. Sevgililer tüm gün boyunca atışıp duruyorlarsa sarsıcı bir cinsel uyarılmanın gerçekleşme olasılığı azdır (buna karşın çiftlerin %15 ilâ %30'u sevişerek "barışırlar"). Ancak iyi seks sevgiyi artırarak ("sevgi üreterek") gerilimi azaltır (McCarthy, 1982). Genelde, eşitlikçi bir ilişki yaşayan çiftler cinsel uyumu en iyi sağlayanlardır (Hatfield, et al, 1982). Cinsel birleşme yumuşaklık ve hevesle yapılmışsa, rahat bir ortamda gerçekleşmişse, her iki taraf suçluluk hissetmiyor, hamilelik endişesi taşımıyorsa, bu, hayatın en büyük zevklerinden biri, fevkalade bir olay, sevgiyle anımsanacak bir hatıra, diğer bir insana bağlanmanın harika bir yolu haline gelebilir. Bunların tümü doğru olsa da, sekse çok fazla ilgi duymadan birbirlerini derinden seven, birlikteliklerinden zevk alan çiftler de vardır.
______________________________________________________________________________
Sekse aşkın görevini yüklemeyin, aşka da seksin görevini.
Mary McCarthy
______________________________________________________________________________
Söylemeye gerek yok, seks kabaca ve bencilce yapılırsa, taraflardan biri kandırılır veya incitilirse, sonuçta istenmeyen bir hamilelik ortaya çıkarsa cinsel birleşme korkunç bir deneyim haline gelebilir. Ayrıca, diğer tüm iyi deneyimler gibi, aşırı beklenti seksin değerini azaltabilir. Aynı insanla seks yapılması ister istemez zamanla o vahşi heyecanından bir kısmını götürür; bu durum sevginin kaybı olarak görülmemeli, beklenmeli ve kabul edilmelidir. Yoğun heyecanın yerini rahatlama ve güven duygusu alır. Ayrıca, "performans endişesine" kapılıp kendimizi 2-3 kez orgazma ulaşmak için zorlarsak veya aynı anda zirveye ulaşacağız diye uğraşırsak (bkz. Knox, 1984, s. 302), çok çalışmamız ve hayal kırıklığına kendimizi hazırlamamız gerekir. Tam zamanlı bir "gözlemci" haline gelip, duygularla birlikte akıp gitmektense kendimizin veya partnerimizin performansını izler, teknik direktör gibi davranır ve eleştirirsek başımız dertte demektir. İyi sekste üzüntü ve endişelere yer yoktur.
Cinsel sorunlara sahip olmamızda şaşılacak bir şey yok. Çocukların ve gençlerin cinsel eylemleri, mahrem bir mastürbasyon bile, olumsuz olarak betimlenmiş ve yasaklanmış, hatta büyük bir günah olarak görülmüştür. Erkeklerin %11'inin ve kadınların %23'ünün çocukken cinsel tacize uğradığı tahmin edilmektedir. Kadınların %22'si sevgilileri tarafından istemedikleri bir cinsel eylemde bulunmaya zorlanmıştır. Cinsel tecrübe çok az zevk verebilir, buna karşın reddetme, suçluluk hissi ve istenmeyen gebelik de dahil pek çok sıkıntıya neden olabilir. Kısacası, cinsel dürtülerimiz tutarlı ve sağlıklı çocuklar olarak yetiştirilmemize, aydınlanmış cinsel eğitimimize ya da psikoseksüel özgeçmişimize değil, fizyolojimize ve galeyana gelen hormonlarımıza (aynı zamanda eğlence anlayışımızda cinsel baştan çıkarmaya verdiğimiz öneme) tanıklık eder.
Şüphesiz herkes "orta-yaş krizi" denen şeyi duymuştur. Bazen, aşağı yukarı 40 yaşlarında "cinsel tükenme" ortaya çıkar. Bu dönemde uzun süreli partnerle yapılan seks sıkıcı gelmeye başlar, ilişki duygusal olarak boş gibi görünür ve her iki taraf da kendini yorgun ve cinsel açıdan çaresiz ya da yetersiz hisseder. Bir psikoterapist olan Barry McCarthy (1982), danışmanlık için başvuran pek çok çiftin cinsel yaşamlarını veya ilişkilerini düzeltmek için çok az zaman ayırdıklarını belirtmektedir. Yine de terapi için başvuranların bir çoğu (%80'i) kötüleşen cinsel yaşamlarını renklendirmek ya da pörsüyen cinsel enerjilerini uyarmak için evlilik dışı ilişki yaşamak için zaman bulmuştur. Ayrıca, cinsel açıdan tükenen bir çift boşandığında her ikisi de sıklıkla yeni bir aşıkla ateşli bir ilişkiye girerler (bu yüzden tükenme fizyolojik değil, psikolojiktir) ve daha sonra ikinci partnerleri ile de aynı cinsel sorunların gitgide tekrar ortaya çıktığını fark ederler (Kolodny, 1983). Bu yüzden, sadece iç güdüleriyle hareket eden hayvanlar da değiliz; "beynimiz en büyük cinsel organımızdır."
Çeşitli cinsel sorunlara değinen mükemmel ve geniş kapsamlı kendi kendine yardım kitapları mevcuttur (Masters, Johnson & Kolodny, 1994; Kaplan, 1987; Yaffe & Fenwick, 1988). Margolies (1994) cinsel sorunları olan erkeklerin eşleri için bir kitap yazmıştır. Kinsey Enstitüsünden Reinisch (1990), cinsel konularla ilgili bilgi sahibi olmak için gerek duyduğumuz çok çeşitli gerçekleri anlatmaktadır. Weinrich (1987) homoseksüellik de dahil pek çok cinsel bulmacaya araştırma ışığı tutar. Biz yalnızca sıklıkla rastlanılan cinsel sorunlara ve nasıl tedavi edildiklerine kısaca değineceğiz.
______________________________________________________________________________
Erotizme boğulmuş bir popüler kültüre ve gerçeklerden yoksun bir bilimsel literatüre tahammül etmekteyiz (Federal Hükümet cinsel davranışlar üzerine yapılmak istenen bir çok ankete karşı çıkmıştır).
Beryl Benderly
______________________________________________________________________________
Sorun kısmen bir çoğumuzun diğer herkesin (ebeveynlerimiz ve diğer "yaşlıların" haricinde) her gece ateşli sevişmeler yaşadığını ve belki de yanında ekstradan "birilerini daha götürdüğünü" düşünmesidir. Bu şekilde düşünerek diğerleri kadar seksle haşır neşir olmadığımızı sanabiliriz. Bununla birlikte, yenilerde yapılmış nesnel bir anket (Michael, Gagnon, Laumann & Kolata, 1994) insanların %8'den azının haftada 4'ten daha sık seks yaptığını göstermiştir. Üçte ikimiz ayda "bir kaç defa" ya da daha seyrek seks yapmaktadır. Kalan %30 ise yılda "bir kaç defa" ya da daha seyrek seks yapmaktadır. Bu yüzden Amerikalılar sandığımız kadar sekse takıntılı değildir.
Engellenmiş cinsel arzu en sık rastlanan cinsel sorundur ve uzun dönemli ilişkilerin yaklaşık %50'sinde eşlerden biri cinsel arzu duymaz. Olguların %15-20'sinde ciddi ilgi kaybı fiziksel nedenlere bağlıdır, bu yüzden bir tıbbi uzmana danışılmalıdır. Örneğin, menopozdaki kadınlarda androjen eksikliği cinsel dürtünün kaybına neden olur (yani bunlarda östrojen-androjen tedavisi gereklidir). Ayrıca, erkekler ereksiyon olmada veya ereksiyonu korumada zorluk çektiklerinde bu şüphesiz ilgi azalmasına neden olacaktır, bu durumun neredeyse yarıya yakınında fiziksel bir sağlık etkeni ya da nedeni söz konusudur. Orgazma ulaşılamadığı için seksten zevk alınamıyorsa (bkz. sonraki bölüm) cinsel birleşmeden de kaçınma görülebilir. Buna karşın, çoğu kez basit ilgi eksikliği psikolojik faktörlere bağlıdır: depresyon, kendini sıkma, hamilelik korkusu, iş yerinde stres, kendini çekici bulmama, yakınlaşma korkusu, partnere karşı duyulan kızgınlık, partnerle yaşanan güç savaşı, seksin pis bir şey olduğuna dair eski inanışlar, travmatik deneyimler, evlilik dışı birine duyulan ilgiden dolayı suçluluk hissetme, cinsel olarak başarılı olamama korkusu veya en yaygın olarak da "kendini yorgun hissetme" (Knox, 1984; Masters, Johnson & Kolodny, 1985). Pek çok seks terapisti azalmış cinsel dürtü ya da "engellenmiş cinsel arzu" sorununu çözmek için çareler önermiştir (Covington, 1992; Knopf & Seiler, 1991; Williams, 1988). İşte bu önerilerin özeti.
Seks sıkıcı hale geldiyse birazcık çeşni ile sekse heyecan katabilirsiniz. Haftada bir akşam yemeği için dışarı çıkın, dansa gidin, komedi kulübünde gösteri izleyin, bunları yaparken net bir şekilde baştan çıkarıcı romantik olma isteğinizi belirtin ve daha sonra eve gelip sevişme için kendinize bol bol zaman yaratın. Diğer zamanlarda sadece evdeyken bile, yatmadan önce duş alıp seksi giysiler giyin --ve cinsel birleşmeden önce öpüşüp koklaşmak için zaman ayırın. Farklı yerlerde ve farklı zamanlarda seks yapmayı deneyin, belki sabahları ya da egzersizden hemen sonra. Birbirinize banyo yaptırın ve/veya tüm vücut masajı uygulayın. Birlikte cinsel tekniklerle ilgili bir kitap okuyun, sonra gerek duyulursa, seksten aldığınız hazzı nasıl arttırabileceğinizi konuşun. Seks oyunu sırasında birbirinize bakın, sevişirken ve doruğa ulaşırken partnerinize ne kadar güzel göründüğünü ve muhteşem hissettiğinizi söyleyin. Konuşun, konuşun, konuşun... ta ki biriniz "yeter artık, o kadar çok konuşmayalım" diyerek diğerini öpene kadar. Yaşamın bu şahane "armağanından" zevk almayı öğrenin.
Tabii ki bazen cinsel sıvıların doğal olarak akması için önce kişisel-kişiler arası bir problemin çözülmesi gerekebilir. İki insan arasında sürtüşme varsa cinsel dürtü derhal azalır, ancak anlaşmazlıklar halledildiğinde bu dürtüler kendiliğinden tekrar ortaya çıkar. Büyük sorunlar için olduğu kadar hissettiğiniz küçük tedirginlikler için de birbirinizle konuşun. İlişki terapisinin çiftlerin seks hayatını iyileştirdiği ve seks terapisinin de ilişkilerini düzelttiği ortaya konmuştur. Evliliği daha iyi bir hale getirmek için yapılması gerekenlerle ilgili olarak yukarıda anlatılanlara bakın.
Bir çift birbirine küsmüşse, erkeklerin ve kadınların duygusal olarak tekrar nasıl beraber olacakları konusundaki görüşleri sıklıkla birbirinden farklı olur (Bergner & Bergner, 1990). Erkeklerin %35'i barışma için en iyi yolun sevişme olduğunu düşünmektedir (kadınların %65'i buna şiddetle karşı çıkmaktadır). Bu görüş farklılığı kısmen, kadın ve erkeğin cinsel birleşmeye nasıl baktıklarını yansıtır. Erkekler seksi olumlu bir sevgi ilişkisi kurmak için bir yol olarak görürler, örneğin flörtün erken dönemlerinde erkek şöyle söyler: "Beni sevdiğini söylemen yetmez, benimle seks yaparak bunu göster!" erkeğe göre seks, kadının ondan hoşlandığını kanıtlar. Bir kadın ise seksin, erkeğin onu sevdiğini kanıtlamadığını bilir, bu yüzden öncelikle seçilmek, sevilmek ister, kendisine değer verilmesini, kur yapılmasını arzu eder, bunların da seks yapmadan önce konuşarak, dokunarak ve birlikte bir şeyler yaparak gerçekleşmesini ister, ona göre seks sadece zaten oluşmuş bir sevgiyi doğrular. Aksi takdirde kadın kendini cinsel olarak "kullanılmış" hissedebilir ("bu adamın ilgi duyduğu şey sadece seks"). Yani gücendikten sonra kadın erkeğin cinsel yönden yaklaşmasını (erkeğe göre barışma hamlesini) reddedebilir, bu da erkeğin kadını aseksüel, soğuk ve cinsel dalavereci ("önce bana biraz iyi davran bakalım") olarak görmesine yol açabilir. Neler olup bittiğini anlamadıkça ve her ikisi de biraz fedakarlık yapmadıkça çıkmaz sokağa girmişler demektir, yani erkeğin cinsel olmayan yollarla sevgi ve şefkatini ve "işleri düzeltmek" için istekli olduğunu göstermesi gerekir. Kadının da kocasının sekse olan ilgisini sıcak, sevgi dolu bir ilişkiyi yeniden başlatmak istediğine yönelik bir belirti olarak anlamaya çalışması gerekir.
Hajcak ve Garwood (1987) seksin (bilinçli farkındalık olmaksızın) sıklıkla yalnızlık ("kaç kişiyle yatsam da hâlâ kendimi yalnız hissediyorum"), şefkat, duyguların samimi paylaşımı, sevildiğinin onaylanması, üzüntü ve can sıkıntısından kurtulma ve belki de öfkeyi ifade etme gibi diğer kişinin duyduğu gereksinimi tatmin etmek olarak görüldüğüne inanmaktadır. Seks bu diğer ihtiyaçları karşılamıyorsa, böyle insanlar için seks amacına ulaşmıyor demektir ve bu kişiler cinsel yönden ilişkilerinin zayıf olduğuna inanmaya başlarlar. Bu yazarlar insanlara diğer gereksinimleri daha uygun bir şekilde karşılamaları --ya da en azından bu tür gereksinimleri yatak odasından çıkarmaları-- için yardımcı olmaya çalışmaktadır. İyi seks yalnızca cinsel ihtiyaçlarımızı karşılar, merakımızı, başarı gereksinimimizi ve muhtemelen yalnızlığımızı ya da yakınlaşma ihtiyacımızı bile gidermez. Konu ile ilgisi olmayan, ancak seks yaparak karşılamaya çalıştığımız gereksinimlerimizi keşfetmemiz ve bunlarla uğraşmamız gereklidir (bkz. 5, 6, 7, 8 ve 9. bölümler).
Cinsel ilginin düşük olmasının diğer kişiler arası nedenleri arasında şu şekilde düşünme de bulunabilir: "eşimin cinsel ihtiyaçları benimkilerden daha fazla (veya daha az), bu nedenle ne zaman seks yapacağımızı onun kararına bırakacağım", "son defasında sevişme isteğimi geri çevirdi, bu hoşuma gitmedi, o yüzden bir şey yapmayıp sadece bekleyeceğim" veya "gerginim ve çok da istekli değilim, ona çok alakalıymışım gibi bir izlenim vermek istemiyorum." Bu tür engellemeler açıkça ortaya konur ve tartışılırsa --orta derecedeki-- cinsel dürtüler büyük olasılıkla geri gelecektir.
Seksten alınan tadı artırmak için belki de en çok başvurulan yöntem kameraya kaydetmek ve yetişkinlere yönelik film izlemektir. Bu pek çok insan için etkili olan, zevkli bir uyarılma şeklidir. Ancak bazıları kasetteki başka birini izlemektense eşlerinin seks yaparken kendilerini izlemesini (ve ilgilenmesini) ve bununla uyarılmasını tercih ederler. Dahası, bir kişi kendi vücudundan hoşnut değilse ya da sevişme şekli ile ilgili olarak kendine güveni azsa, güzel vücutlu, özene bezene yaratılmış insanların vahşice sevişmesini (ya da sevişiyor numarası yapmasını) izlemek kendi kendine yönelttiği eleştirileri ve engellemeleri artırabilir. Herkesin kendisini neyin uyardığını aşağı yukarı bilmesi gerekir; daha sonra bu konuda partnerle uzlaşma yolları aranmalıdır.
İlişkiyi düzeltmenin, cinsel içerikli düşünceler uyandırmanın ve olumsuz duyguları azaltmanın yanında cinsel dürtüsü az olan kişi kendi kendine yardım edebilmek ve sekse olan ilgisini artırmak için seksten nasıl zevk alınacağını kendine yeniden hatırlatmalıdır. Seks terapistleri genellikle "duyusal odaklanma" denen bir yöntemi uygularlar. Bu yöntem genital bölgelerine ya da göğüslerine dokunmadan partnerinizle birlikte soyunmayı içerir, soyunmanın kendisi de seksi olabilen bir eylemdir ve bunu yaparken birbirinize dokunmamanız seksle ilgili performans baskısını üzerinizden alır. Çıplakken iki taraf da duyuların tadını çıkararak birbirine dokunur (not: partnerinizi cinsel olarak uyarmaya çalışmıyorsunuz). Esasen bu egzersizin ilk bir kaç seansında seks yapılmasına izin bile verilmez. Bir sonraki aşamada (bir kaç saat ya da seans sonrası) göğüslere ve genital bölgelere de dokunulur. Her iki taraf birbirine, kendilerini neyin iyi hissettirdiğini partnerinin eline kılavuzluk yaparak göstermelidir. Cinsel birleşme hâlâ yasaktır. Son aşamada, masaj yaparak ve okşayarak kadın üste çıkar ve penisle oynamaya başlar, onu klitoris ve vajinasının etrafında dolaştırır, uzaklaştırır, tekrar yakınlaştırır. Burada amaç cinsel duygulara odaklanırken rahat kalabilmek ve performans ile ilgili endişe duymamaktır. Nihayet doğal olarak cinsel birleşme gerçekleşir.
______________________________________________________________________________
En iyi afrodizyak, karşınızdakini arzu ve şehvet dolu bir partner haline nasıl getireceğinizi bilmektir.
______________________________________________________________________________
Bu sorunla ilgili olarak üç yorumun daha yapılması gereklidir. İlkin, bazı insanlar sevişmenin başlarında hissettikleri cinsel duyguları yanlış değerlendirirler. Derhal "uyarılmazlarsa" bundan "havamda değilim" sonucunu çıkarırlar. Ancak, ön sevişme sürdürülürse, buna yanıt verme olasılıkları yüksektir. İkincisi, cinsel dürtünüz, seks hakkında ne kadar çok düşündüğünüze bağlıdır (olumlu yönde). İş yerinde baskı altındaysanız, cinsel dürtüleriniz şüphesiz çalışma arkadaşlarınızla birbirinize açık saçık fıkra anlattığınız ya da bütün gün boyunca karşı cinsten çalışma arkadaşlarıyla etkileşimde bulunduğunuz durumlara göre daha az olacaktır. Bu nedenle, seksle ilgili şeyler düşünmek ve hayal kurmak için daha fazla zaman harcayın, daha fazla erotik film izleyin, seks kitapları okuyun, arkadaşlarınızla birbirinize seksle ilgili fıkralar anlatın, kendi kendinize kışkırtıcı düşler kurun ve buna benzer şeyler yapın. Beyin en iyi afrodizyaktır. Üçüncü olarak, mastürbasyondan veya oral seksten (esasen, erkeklerin %10'u ve kadınların neredeyse %20'si tarafından tercih edilir) hoşlanmama gibi cinsel engellemeler ya da hoşnutsuzluklar duyarsızlaştırma ve/veya gizli koşullamayla ortadan kaldırılabilir (bkz. bölüm 12). Örneğin, gevşemiş durumdayken veya başka bir zevk verici cinsel eylem sırasında hoşnut olmadığınız eylemi tekrar tekrar düşünün (Bryne, 1976). Bu genellikle 15'er dakikalık fantezi seanslarının bir çok kez tekrarlanmasından sonra etkili olur. Etkili olmazsa, hoşunuza gitmeyen eylemden uzak durun... ya da bir seks terapistine başvurun.
Kadınlara karşı düşmanca, şoven tavırları olan erkekler, çocukların ve yetişkin kadınların uğradığı tecavüzlerin, istismar ve tacizlerin çoğundan sorumludurlar. Her sene yaklaşık 2 milyon kız çocuğu babaları, ağabeyleri ya da başka bir akrabaları tarafından cinsel tacize uğramaktadır, 3 milyonu da tecavüzcülerin veya sübyancıların saldırısına maruz kalmaktadır. 16 yaşına geldiklerinde kızların %20'si ensest kurbanı olur. Buna ek olarak, bütün üniversite öğrencisi kızların %25'i tecavüz veya tecavüze yeltenme suçu kurbanıdır, bunların %60'ı randevu sırasında gerçekleşir. Bu istatistikler erkeklerde çok ciddi cinsel şiddet sorunu bulunduğunu yansıtmaktadır. Cinsel istismar, sevgi değil bencil bir saldırganlık olduğundan 7. bölümde tartışılmıştır.
Daha fazla kadının eşitlik için ısrar etmesi ve cinsel yönden daha aktif, daha bilgili hale gelmesiyle erkekler de bu konularda ayrıntılı bilgi sahibi olmaya daha fazla ilgi duymaya başlamıştır. Kadınlarla aralarındaki farklılıkların ayırdına varmaktadırlar. Erkek cinsel anatomisi, cinsel fonksiyonlar, cinsel teknikler, cinsel iletişim, cinsel hastalıklar, cinsel sorunlar vs. ile ilgili pek çok kitap çok popüler olmuştur (Purvis, 1992; Doyle, 1989; ve özellikle Zilbergeld, 1992).
Kimliğin gizli tutulduğu anketlerde, erkeklerin yarısı cinsel hayatlarından memnun olmadıklarını dile getirmektedir (çoğu karısından yakınır). Çoğu profesyonel yardım aramaz, ancak bir terapistin mahrem ofisinde erkekler sorunlarını en sık "sertleşemiyorum" ve temelde tam aksi bir durum olan "çok çabuk boşalıyorum" şeklinde dile getirmektedir. Erkeklerin çoğu özellikle sarhoşken, yorgun olduklarında, acele ettiklerinde, özel bir yerde değillerse ya da yeni bir partnerle birlikteyseler, zayıf ya da kısmi ereksiyonla ilgili bir kaç deneyim yaşamıştır. Burada endişe sık görülen bir etkendir. Erkek sevişmelerin %25'inden fazlasında sertleşemiyorsa bu duruma "empotans (iktidarsızlık)" denir [Empotans ya da iktidarsızlık ifadeleri artık eskimiştir ve hatta kullanılmaması daha doğrudur. Bu sorunun doğru isimlendirmesi erektil disfonksiyon olmalıdır. MAE]. Ereksiyon zorluklarının çoğunun fiziksel bir sorun nedeniyle başladığı bildirilmektedir, bu nedenler arasında diyabet, uyuşturucu ve alkol kullanımı ve yüksek tansiyon ilaçları bulunur. Bu nedenle, bir ürologa başvurmalısınız, empotans için iğne tedavisi mevcuttur (Eid & Pearce, 1993). [Bu yazı yazıldıktan buyana erektil disfonksiyon tedavisinde devrim niteliğinde yenilikler olmuştur. Viagra ve benzeri fosfodiesteraz tip-5 inhibitörü grubundan ilaçlar artık erektil disfonksiyonda yaygın ve etkin bir şekilde kullanılmaktadır. MAE] Empotansa karşı geliştirilen psikolojik tepkiler de şüphesiz sorunlara eklenir. Ereksiyon sorunları bulunan olguların çoğuna fiziksel ve psikolojik tedavinin birleştirilmesi ile yardımcı olunabilir.
Ortalama olarak normal bir erkekte her gece defalarca ereksiyon olur, 65 yaşında bile penis her gece bir buçuk saat sert kalır! Muayeneden ve fiziksel sorunların tedavisinden sonra ereksiyonlar başlamazsa psikolojik tedavi de gerekir. Terapistlerin çoğu bir ereksiyon sorununu (1) erkeğe partnerini penisini kullanmadan tatmin etmeyi öğreterek ve (2) partnerin penisi --erkeğin bunun işe yarayacağına dair güveni yeniden gelene kadar-- (cinsel birleşme veya boşalma olmadan) tekrar tekrar uyarmasını sağlayarak tedavi eder. İlişkinin de üzerinde durulması gerekir. Bu sorunla ilgili olarak bir kendi kendine yardım kitabı bulunur (Williams, 1986). Çeşitli psikoterapistler olguların üçte ikisinde etkili olurlar, bu da psikolojik ve kişiler arası etkenlerin rolünü gösterir. Ancak fiziksel nedenleri de göz ardı etmemek gerekir, bunlar da önemlidir.
______________________________________________________________________________
Endişe o iş ilk defada ikinci kez yapılamadığında olur; panik ise ikinci defada bir kez bile yapılamadığında ortaya çıkar.
______________________________________________________________________________
Çabucak ve yoğun şekilde boşalmak tabii ki yetersizlikten ziyade cinsel bir güç olarak görülmelidir. Ancak partnerlerden biri kadının cinsel birleşme sırasında sadece penis tarafından sağlanan uyarılmayla orgazma erişmesini istiyorsa çabuk boşalmalar bir sorun oluşturur, buna "erken boşalma (prematür ejekülasyon)" denir. Hemen hemen her erkek ara sıra istediğinden daha erken boşalır. Erkeklerin tahminen %20'si boşalmalarını kontrol etmede güçlük yaşar, ancak bu gruptakilerin sadece %20'si veya daha azı bu sorunla ilgili olarak yardım arayışına girer. Bu durum, değişebilir.
Erken boşalma ile ilgili olarak pek çok şey yararlı olabilir: (1) uyarılmayı azaltmak için prezervatif kullanın, (2) seks yapmadan önce bir iki kadeh bir şeyler için, [Alkolün seks üzerindeki etkileri her zaman kestirilemez. Eğer alkolü kaygınızı azaltmak için kullanmayı düşünüyorsanız, bir uzman tavsiyesiyle kullanacağınız ilaç daha etkili olacaktır. MAE] (3) başka şeyler düşünün, (4) iki kez boşalın (ikinci defada genellikle erken boşalma olmaz), (5) partnerinizi başka yollardan tatmin edin, daha sonra her ikiniz erkeğin hızlı, güçlü orgazmının tadını çıkarın, (6) penis başının klitorise masaj yapmasına olanak sağlayarak derin girip çıkmalardan kaçının ve vajina açıklığında oynayın ya da penisi tamamen vajinaya sokarak pubik bölgelerin birbirine sürtünmesini sağlayın (bunlardan hangisi kadının hoşuna giderse onu uygulayın), (7) "geri dönüşü olmayan" noktaya ulaşmadan önce penisi uyarmayı durdurun ve bir an için gevşeyin ve (8) sıkma tekniğini uygulayın. Bu son yöntem, penisin ucunu (parmaklar üstte baş parmak altta olacak şekilde) tutup sıkıştırmaktan ibarettir. Bu işlem "geri dönüşü olmayan" (boşalmanın önlenemeyecek hale gelindiği) noktaya ulaşmadan hemen önce uygulanmalıdır. Güçlü bir sıkma boşalma dürtüsünü azaltır. Bu yolla kadın partner, erkeğe ereksiyonu sürdürmeyi öğretebilir. Masters ve Johnson bu yöntemin %98 başarılı olduğunu ileri sürmektedir. Kaplan'ın (1989) How To Overcome Premature Ejaculation (Erken Boşalmayla Nasıl Baş Edilir) adlı kendi kendine yardım kitabı önerilir.
Vajina içine boşalamama ya da bunun çok uzun sürmesi gibi erkeğe ait başka sorunlar da vardır. Bunlar nadir görülen, ancak genellikle bir seks terapisti tarafından tedavi edilebilen durumlardır. Bunların altında ilişki sorunları bulunabilir. Ancak, önce şu basamakları içeren bir duyarsızlaştırma süreci denenebilir: (1) yaklaşık bir hafta süresince sadece partnerinizi düşünerek mastürbasyon yapmak, (2) sonraki hafta partnerinizin önünde mastürbasyon yapmak, (3) yaklaşık olarak bir hafta süreyle daha partnerin size mastürbasyon yaptırması ve (4) partneriniz tarafından uyarılıp tam boşalacağınız anda penisinizi vajinaya sokmak. Bu şekilde birkaç kez başarıyla kadının içinde boşalma olursa korkular genelde kaybolur. Bu işlem olguların yaklaşık %75'inde başarılı olur (Masters, Johnson & Kolodny, 1985).
Erken boşalma ve empotansın tedavisiyle ilgili daha fazla bilgi için 312-725-7722 numaralı telefonu arayın. Başka bir sorun olan cinsel bağımlılığa erkeklerde kadınlardan daha sık rastlanır (bkz. Carnes, 1991), yani erkeklerin %50'si her gün ya da günde pek çok defa seks hakkında düşünür, kadınlarda ise bu oran %20'nin altındadır. Bu konuyla ilgili genel kaynaklar: Pervis (1992) ve Zilbergeld (1992).
Şüphesiz cinsel tatmin sağlayabilmek için mutlaka zirveye ulaşmak gerekmez. Orgazma ulaşmanın başka yolları da bulunur, hatta çok sayıda kadın (%33) "birleşmenin olmadığı" bu orgazmları tercih etmektedir (Hite, 1977). Buna karşın, cinsel birleşme sırasında orgazma ulaşmak isteniyorsa, kadınların çoğunun sadece birleşmeden daha fazla uyarılmaya gereksinimleri vardır, örneğin ön sevişmenin uzatılması veya birleşme sırasında klitorise doğrudan sürtünme gibi. Burada iki önemli nokta söz konusudur: (1) Kadınlar her defasında zirveye erişmiyorlarsa kendilerini yetersiz görmemelidirler. Bir çok kadın için (%70), orgazm her zaman gerekli değildir (Sarrel & Sarrel, 1980), kadın cinsel olarak "uyarılmışsa" ve içindeyken erkeğin orgazma ulaştığını deneyimlemişse seks sıklıkla tatmin edici ve rahatlatıcıdır. Yine de kadınların %65'inden fazlası bazen orgazm taklidi yapar (Butler, 1976). Bunun nedeni muhtemelen erkeğe kendisini daha iyi hissettirmektir. (2) Kadınların çoğu, pratik yaparak, cinsel birleşme sırasında ya da birleşme olmaksızın orgazm olmayı öğrenebilir. Orgazm olmayı öğrenmek her gün biraz zaman alabilir ve bu günlerce tekrar edilmelidir, bu arada çocukluğunuza dair engellemelerle de uğraşmanız gerekebilir olsa da bu başarılabilir ve buna değer! Neyse ki kadınlar için orgazma ulaşmak yaşla düzelebilen bir şeydir. Kadın orgazmına ilgi büyüktür (Fisher, 1973; Meshorer & Meshorer, 1986).
Orgazma ulaşmada zorluk yaşayan kadınlar için pek çok başarılı tedavi programı geliştirilmiştir (Fenwick & Yaffee, 1992; Barbach, 1975, 1980, 1982; Dodson, 1987; Masters, Johnson & Kolodny, 1985; Heiman, LoPiccolo & LoPiccolo, 1976, 1987). Bu konuda en çok yazı yazan Barbach adlı araştırmacıdır. Heiman ve LoPiccolo da bu konuda güzel bir kitap ve öğretici bir video yayınlamıştır (1-800-955-0888). Hepsi benzer yöntemler uygulamaktadır. İlkin, performans baskısı kaldırılır ve kendi kendini uyarmaya yönelik yaklaşımlar keşfedilir. Bazı belli başlı gerçekler açıklanır: Kadınların %42'si son bir yılda mastürbasyon yapmıştır, mastürbasyon (%95) cinsel birleşmeden (%60) daha sık orgazma ulaştırır ve mastürbasyon genellikle daha yoğun bir orgazma neden olur. Cinsel tabulardan dolayı üniversite öğrencilerinin %40'ı mastürbasyondan uzak durur, bu pek çok kadın için ürkütücü bir kavramdır.
İkinci olarak, kadın kendini inceleme ve özellikle cinsel bölgelerine dokunma konusunda yavaş yavaş daha rahat hissetmeye başlar. Duyusal odaklanma (bkz. yukarısı) gibi yöntemler aracılığıyla en iyi neyin hissettirdiğini öğrenerek kendine dokunmayla ilgili var olan herhangi bir hoşnutsuzluğunu giderir. Nazik bir vibratörün kullanımını da içeren ve (10-15 güne yayılan) saatler süren bu "zevk alma" çalışması sonrası, kadının kendine dokunmayla ilgili oluşturduğu engellemeleri ve orgazma ulaşma korkusuyla baş baş edebileceği düşünülmektedir. (Suya yakın yerlerde elektrikli hiçbir şey kullanmayın.) Kendini uyarma ile ilgili olarak kadın rahatladığında ve bundan zevk alabildiğinde, orgazm henüz gerçekleşmemişse, "bir şeyler" olana kadar mastürbasyon yapmaya devam etmesi için teşvik edilir. Bu 30-45 dakika sürebilir; orgazma ulaşmak için uzun bir zaman gerekiyorsa, belki de vibratör kullanması ve erotik fanteziler kurması gerekiyordur. Vibratörler çoğu kadın için harika yardımcılardır.
Üçüncü olarak, orgazma kolayca ulaşmayı öğrendikten sonra, kadın sevgilisine nasıl mastürbasyon yaptığını göstermeli ve ona detaylı olarak bunu öğretmelidir. Dördüncü olarak, düzenli şekilde orgazm olana dek erkek kadına aynı tarzda mastürbasyon yapar. Son olarak da kadın cinsel birleşme anında orgazma ulaşmak istiyorsa, çiftin mastürbasyon tekniklerini cinsel birleşme ile bütünleştirmeleri gerekir. Masters ve Johnson tarafından bu dört ya da beş basamaklı sürecin %70-80 başarılı olduğu bildirilmiştir. Not: iki kişi aynı anda zirveye erişmeye çalışmamalıdır; bunun bazı insanların kafasından geçen fikir olduğunu biliyorum ama çiftlerin çoğu için zamanlamanın tam olarak başarılması çok zordur. Aynı anda orgazmlar zorlayıcı, takıntılı, mükemmeliyetçi gurmelerin işidir.
Daha zor olgularda, orgazma ulaşamamanın altında yatan nedenlerin anlaşılması gerekebilir. Örneğin, bir kadın cinsel olarak normal yanıtlar verirken bir süre sonra orgazm olamadığından yakınıyorsa, değişimin olduğu dönemde neler olduğunu irdelemesi gerektiği aşikardır. Belirli nedenler saptandığında, bu nedenlere göre kendi kendine yardım ya da tedavi düzenlenmesi gerekir. Knox (1984) yukarıda bahsedilenlerin dışında cinsel doyum eksikliğinin altında şu nedenlerin yattığını belirtmiştir: partneri memnun etmek için aşırı dikkat etmek ve bu arada kendi duygularına yeterince ilgi gösterememek, partner ile ilgili olumsuz hisler beslemek, yeterli uyarılmanın olmaması (klitoris 20 dakika ya da daha fazla süreyle uyarılırsa kadınların %60'ı hemen her zaman orgazma ulaşır), kendini koyuvermekten çekinme (duyarsızlaştırmayı deneyin), çok fazla alkol alma ve ne tür dokunmanın zevk verdiğini bilememe. Albert Ellis (1974) performans baskısının orgazmları önlediğini belirtmektedir. Lillian Rubin'e (1976) göre kabahat erkeklerdedir, çünkü erkekler kadınlardan birbiriyle çelişen iki zorlu talepte bulunurlar --(a) tepki veren, orgazm olabilen bir kadın ol ve (b) naif, pasif, masum ve "iyi bir kız" ol. Sonuç olarak, bu araştırmacıya göre, kadınlar seks kapısını kapatıp daha fazla sevgi özlemine girerler. Sevgi mi seks mi çatışması güç savaşı haline de gelebilir. Bunlar bir kadının orgazma ulaşmaya hazır olmadan önce çözülmesi gereken türde psikolojik sorunlardır.
Kadınlara ait diğer cinsel sorunlar arasında ağrılı cinsel ilişki, vajinismus (cinsel birleşmeyi olanaksız ya da çok rahatsız hale getirecek şekilde vajinanın kapanması) ve (erken boşalmaya benzeyen) hızlı orgazm bulunur. Ağrı genellikle ıslanma eksikliğine veya enfeksiyona bağlıdır. Vajinismus tedavisinde genellikle iyi kayganlaştırılmış bir parmakla yavaş yavaş vajinaya girilir, kadın bir kaç dakikalığına gevşerken parmak orada tutulur. Daha sonra iki parmak sokulabilir ve partnerin önce bir parmağını, daha sonra iki parmağını ve nihayet penisini vajinaya sokmasına izin verilir. Bu süreç 3-4 hafta süreyle günde bir iki dakika alabilir. Bu sırada kendinizi gevşetin (in vivo duyarsızlaştırmada olduğu gibi) ve bol bol K-Y jel (kayganlaştırıcı) kullanın. Çabuk orgazmın sadece tadını çıkarabilirsiniz.
Bu bölümün başlarında ve 7. bölümde bahsedilen verilere göre pek çok kadın değişik türde cinsel suiistimale ve tacize uğrayarak travmatize olmuştur. Cinsel tacizin aşağılık, düşmanca, berbat yönleri 7. bölümde anlatılmıştır. Ensest ve cinsel tacizin yol açtığı uzun dönem duygusal yaralarla baş etme üzerine yazılmış kitaplar arasında Blume (1990), Jarvis-Kirkendall & Kirkendall (1989) ve Poston & Lison (1990) adlı yazarların kitapları bulunmaktadır. Pek çok olguda psikoterapi ve grup çalışması da gerekebilir.
Erken boşalma ve orgazm olmada zorluk "doğal" olabileceği gibi psikolojik veya kişiler arası duygusal etkenler nedeniyle de ortaya çıkabilir. Psikolojik nedenlerin bazıları nelerdir? Pek çok neden bulunur, herkesin yaşamı kendine hastır. Önceden de belirtildiği gibi, kişinin içinde yetiştiği aile vücudun cinsel bölgelerine veya cinsel eylemlere karşı olumsuz bir tavır takınmış olabilir, örneğin "seks --kadınların katlanması gereken-- kaba bir şeydir" veya "orana dokunman günah" ya da "vücudun bu bölgesi hakkında konuşulmaz" (Elizabeth Roberts'ın görüştüğü 1400 ebeveynden hiçbiri kızları ile klitoris hakkında konuşmamıştır). Gereksiz vicdan azabı ve utanç sonsuza dek bizimle birlikte yaşayabilir. Ebeveynlerden biriyle ya da boşanmakta olan ebeveynlerle olan çatışma, karşı cinse karşı öfkeye ve güvensizliğe yol açabilir veya cinsel kimlik konusunda kafa karışıklığı yapabilir. Erken yaştaki cinsel deneyimler travmatik --ağrılı, zorlamalı ya da suçluluk hissi uyandırıcı-- olmuş olabilir (bkz. 7. ve 9. bölümler). Erken deneyimler takıntı haline de gelebilir, örneğin, belli bir tipte kişiye tutulmak ya da gıdıklanma, popoya şaplak atılması gibi eylemlerden hoşlanmak. Bir çok korku "kendini salıvererek" seksten zevk almayı engeller: başarısız olmaktan, hamilelikten, hastalıktan, kullanılmaktan, baştan savılmaktan (Cassel, 1984), ses çıkarmaktan, kontrolünü kaybetmekten, o esnada idrarını kaçırmaktan, çirkin ya da abzürd görünmekten, yakalanmaktan ve benzer sebeplerden dolayı korkma. Bu korkular tamamen akıldan uzaklaştırılmalı ya da azaltılmalıdır.
Seksin kalitesi genellikle iki insanın birbirine karşı ne kadar olumlu duygular beslediğiyle ilişkilidir. "Tamamen yabancı biriyle muhteşem seks yaşamayı düşünebilirim" diyebilirsiniz. Bu doğrudur. Ancak ilişki samimi hale geldiğinde işler çok daha karmaşıklaşır. Örneğin: Bir insan aşıksa, rahatça konuşabiliyorsa, kendini güvende hissediyor ve karşısındakine güveniyorsa, bir arkadaş ve seks partneri olarak ondan hoşlanıyorsa, seks de büyük oranda zenginleşir. Öfkeliysek, güvensizlik duyuyorsak, aramızda anlaşmazlık yaşanıyorsa, partnerimizin görünümü ile ilgili olarak eleştirel yaklaşıyorsak veya ona karşı olan ilgimizi kaybediyorsak seksle olan alakamız azalır, hatta tamamen kesilir. Bu, özellikle eşlerden biri diğerine karşı aşırı eleştirel hale gelirse söz konusudur. "Sen berbat bir sevgilisin", "çok şişmanlıyorsun, bu iğrenç", "babana karşı olan duygusal takıntından dolayı kendini sekse veremiyorsun" veya "çok ilgisizsin, homo olduğunu sanıyorum". Tabii ki bu gibi durumlarda ilişki düzelene kadar seks de daha iyi bir duruma gelmeyecektir.
Ne Will, ne de Carol "biraz bekleyelim" diyemediği için o geceyi birlikte geçirirler ve cinsel birleşmede bulunurlar. Birbirlerine doğru sözcükleri fısıldarlar: "Seni seviyorum", "Harikasın", "Evet, geldim", "Sen gerçek bir erkeksin", "Harika bir vücudun var" ve buna benzer şeyler. Buna karşın seks sırasında düşündükleri şunlardır: "Boşalamayacak kadar yorgunum", "Kendimi berbat hissediyorum", "Benim firijid olduğumu düşünecek", "Sertliğimi daha fazla sürdüremeyeceğim, ne olur bir an önce gelsin", "Eyvaaah, daha fazlasını istiyor!" v.b. Will boşalır, Carol orgazm taklidi yapar. Birbirlerine yaşadıkları seksin ne harika olduğunu söyledikten sonra (karşı tarafın uyumaya hazır olduğunu umarak), sevgi dolu olmak için çabalarlar ve hafiften sevişme sonrası oynaş yaparlar. Bu, ikisinin de istemediği bir cinsel birleşmeye daha neden olur, bu defa ikisi de orgazm taklidi yapar. Yani dürüst davranmazlar. Bu deneyim olabileceğinden çok daha az tatmin edicidir. Rol yaparak, gelecekte yaşamak için yüksek bir seks standardı oluşturdular ve ister istemez kendi cinsel yetersizlik hislerini körüklediler. Will ve Carol birbirleriyle dürüst olacak kadar kendilerini güvende hissetmiyorlarsa, strese girecek ve tedirgin olacaklardır. İlişkileri sorunlu bir hal alabilir.
Evliliğin ilerleyen dönemlerinde sık rastlanan bir yakınma "istediğimi yeterince elde edemiyorum" şeklinde belirir. Ancak, Masters, Johnson ve Kolodny (1985) asıl meselenin hemen hemen hiçbir zaman cinsel ilişki sıklığı olmadığını söylemektedir. O halde sorun nedir? Şikayet eden kendini ihmal edilmiş veya yalnız hissedebilir ya da ilişkilerinde ters giden bir şeylerin bulunduğunu düşünebilir. Kendisinden şikayet edilen eş ise iş yerinde endişeli, kilo aldığı için üzgün olabilir, sevgilisinden tiksiniyor olabilir veya depresyona girmiş olabilir. "İstediğini yeterince elde edemeyen" bir çiftin yapması gereken, altta yatan gerçek sorunları belirleyip bunların çözümü için konuşmak ve birbirlerine karşı olan endişelerini sevgi dolu bir şekilde ifade etmektir. Kişi sevgilisiyle seks ve diğer endişeleri hakkında ne kadar rahat konuşabilirse seks de o kadar iyi olacaktır (Levin, 1975). Evlilikteki yakınlaşma ve iletişim üzerine bir çok kitap yayınlanmıştır (Gottman, Notarius, Gonso, & Markman, 1976; Rubinstein & Shaver, 1982b; Rubin, 1983). Seks hakkında iletişim kurarken uyulması gereken genel kurallar şunlardır:
1. Dürüst, açık ve net olun. Rol yapmayın, içten olun. Eşinizin ne düşündüğünü, ne istediğini ya da hissettiğini bilmiyorsanız (ki muhtemelen bilmiyorsunuzdur), lütfen kendisine sorun, kafanızdan çıkarımlarda bulunmayın. Will ve Carol gibi karşınızdakini etkilemek için aşırı bir heves göstermeyin.
2. Erkeklerin sevişme konusunda her şeyi bildiğini ya da bilmesi gerektiğini ileri süren saçmalıkları unutun. Bir kadının neler hissettiğini veya orgazm olmak için neye ihtiyaç duyduğunu kimse bilemez; her kadın farklıdır. Birbirinizle konuşun, SORUNLARI TARTIŞMAKTAN KAÇINMAYIN. Hem erkek hem de kadın nelerden zevk aldığını, nelerden almadığını ve hangi eylemlerin hoşuna gittiğini, hangilerinin gitmediğini partnerine anlatmalıdır. Bir sorun olduğunda, sadece "sevişmemiz hakkında seninle konuşmak istiyorum" diyerek konuşmak için en iyi zamanın hangisi olduğunu, örneğin sevişmeden sonra mı, önce mi ya da tamamen farklı bir zaman mı olduğunu belirleyin.
3. Sekste ilk hamleyi erkeklerin yapması gerektiği, seksi güzel hale getirmek için erkeklerin sorumlu olduğu ve kadının öylece sırf yatarak erkeğin kendisini iyi hissettirmesine izin vermesi gerektiği iddialarını unutun. Bunlar modası geçmiş Viktorya Devri fikirleridir. Şu fikirler de öyledir: "bir erkek hiçbir zaman istediğini yeterince alamaz" veya "kadınların çoğu sevilmek ister, aslında sekse karşı ilgileri yoktur." En iyi cinsel uyum (%80 tatmin olma) seksi her iki eşin de eşit sıklıkta yönlendirdiği durumlarda elde edilir. Seks tek taraflı olarak başlatılıyorsa doyum oranı sadece %66'dır (Blumstein & Schwartz, 1983). Heyecanlanmış, aktif bir partner harika bir afrodizyaktır.
4. Partneriniz hakkında olumsuz şeyler düşünmemek için elinizden geleni yapın, özellikle kendi sorunlarınızdan dolayı karşınızdakini suçlamamaya dikkat edin. Örneğin: "(Kocam) benimle daha iyi sevişseydi orgazm olabilirdim." "Beni sevseydi daha yavaş olurdu, kulağıma tatlı şeyler fısıldardı ve sırtıma masaj yapardı." "(Karım) beni sevseydi ve aşırı iffet taslayan biri olmasaydı, penisimle çok daha fazla oynardı." "Eşim hiç seks yapmak istemiyor, mutlaka bir sorunu olmalı (nonoş/lezbiyen olabilir, kendini yetersiz hissedebilir, vücudundan dolayı utanıyor olabilir)." Önyargılı klişeler ve olumsuz düşünceler sıklıkla yetersizlik hislerimizi gizler: "Bu benim hatam değil, kabahat onda." Gerçekte neler olup bittiğini anlamanız gerekir.
5. Bir endişenizi dile getirirken "ben"li cümleler kullanın (bkz 13. bölüm). Bu, kendi duygularınızın sorumluluğunu üzerinize aldığınızı gösterir. Sorunları çözmek için işbirliği içinde birlikte çalışma arzunuzu ortaya koyar.
6. Partneriniz sorunlarla ilgili konuşuyorsa, empati içeren, kendinizi onun yerine koyabildiğinizi gösteren cevaplar verin (13. bölüme bakın). Bu, altta yatan gerçek sorunların masanın üzerine yatırılmasına yardımcı olur. Unutmayın, hiçbir şey cinsel dürtüleri küslük ve depresyon kadar hızlı öldürmez.
7. Seks hakkında konuşmak için teşvik edici olarak kitapları kullanın. Kitaplar sorunu farklı bir açıdan görmenize yardımcı olabilir, daha önce aklınıza gelmeyen şeyler önerebilir ve eşinizle beraber gözden geçireceğiniz çeşitli çözümler sunar.
8. Eşinize bir şeyi nasıl yapacağını söylemek yerine o şeyin nasıl yapılacağını kendisine göstermek genellikle çok daha etkilidir. Kadın eşinin elini klitorisine dokunurken yönlendirirse, erkek onun ne istediğini daha hızlı anlayacaktır. Benzer şekilde, erkek de eşine nasıl mastürbasyon yaptığını gösterebilir, daha sonra kadının elinin yönlendirerek bunu doğru şekilde yaptığından emin olmasını sağlar.
9. Her şeyin hep aynı kalmasını beklemeyin; çiftlerin sevişme tarzları dönem dönem değişmeye meyillidir. Mükemmellik aramayın --ancak iyi bir cinsel yaşama sahip olmaya hakkınız olduğunu da unutmayın. Yeni şeyler denemek için karşılıklı konuşun. Ve bu arada gülmeyi de unutmayın.
Homoseksüellik ne kadar yaygındır? Garip gelecek ama bilmiyoruz! Yıllarca bize öğretilen içimizdekilerin --erkekler ve kadınlar-- %10'unun kendi cinsine karşı ilgi duyduğu idi, ancak yakın zamanlarda yapılan bazı anketler Amerikalıların sadece %2 ilâ 4'ünün eşcinsel olduğunu ileri sürmektedir. Son bir yıl içinde %2 kadarımız eşcinsel bir deneyim yaşadıklarını belirtmektedir (Michael, Gagnon, Laumann & Kolata, 1994). Buna karşın, erkeklerin %7'si ve kadınların %4'ü yaşamları boyunca herhangi bir zamanda aynı cinsten biriyle seks yapmıştır ve her iki cinsin de %4 ilâ 6'sı aynı cinsten olanlara ilgi duyduğunu kabul etmiştir. Yani bu araştırmaya göre toplumun %2 ilâ %10'luk kısmı bir görüşme sırasında sorulduğunda geçmişte ya da o anda homoseksüel bazı duygular hissettiğini belirtmektedir. Nüfusun yüzde kaçının biseksüel (her iki cinsten de hoşlanan) olduğu ya da aynı cinse sadece şehvet (veya aşk) nedeniyle ilgi duyduğu ya da karşı cinsten ara sıra hoşlandığı (örn. sarhoşken) ya da yaşamının sadece belli dönemlerinde (örneğin gençken) homoseksüel bağlantılar kurduğu ya da bunu düşündüğü, ya da aynı cinsten birilerine (örneğin hemcinslerine açık saçık fıkra anlatmaktan çok hoşlanmak gibi) dolaylı yoldan bilinç dışında ilgi duyduğu konusunda çok az fikrimiz var.
Diğer bir çok kaynak bütün erkeklerin %25 ilâ %40'ının ve tüm kadınların da yaklaşık %20'sinin aynı cinsten biriyle orgazm aşamasına gelen seks yaptıklarını tahmin etmektedir. Bu rakamlar şişirilmiş olabilir. Bunun yanında, heteroseksüel gençlerin ve yetişkinlerin %10 ilâ %15'inin hemcinsleri ile seks yapmanın nasıl bir şey olduğunu keşfetmenin onlara az çok çekici geldiği iddia edilmektedir. Üstelik insanların (sayısı tam bilinmeyen) bir kısmı çekici hemcinslerinin çıplak olarak cinsel içerikli sahnelerde yer aldığı filmleri izleyerek "uyarılmaktadır". Benzer şekilde, aynı cinsten çekici insanları kıskanmak ve bunları görünce heyecanlanmak nadir görülen bir durum değildir. İnsanların bir kısmı da eşcinsel etkinliklerle ilgili fantezi kurmaktan, düş görmekten veya kitap okumaktan bir miktar zevk almaktadır. Kinsey hepimizin heteroseksüel ve homoseksüel eğilimler taşıdığımıza inanmıştır; bu nedenle bireyler tamamen heteroseksüel olmak ile neredeyse tamamıyla homoseksüel olmaya kadar uzanan bir çizgi üzerinde yer alabilir, çoğumuz bu iki uç arasında bir yerlerde bulunuruz. Bu nedenle bu bir "ya öyle ya da böyle" durumu değildir, ya tamamen "erkek" ya da tamamıyla "nonoş" [Yazar bazı insanların olumsuz yargılarına göndermede bulunarak Türkçe’ye nonoş olarak çevirmek zorunda kaldığımız faggot kelimesini tırnak içinde kullanmıştır, MAE], ya tamamen "kadın" ya da tamamen "lezbiyen" diye sınıflama yapılamaz.
Bir çok okuyucuya birazcık bile eşcinsel olmak ve hemcinslerimizi çekici bulmak çok itici gelebilir. 2000 yıl süresince Yahudiler ve Hıristiyanlar homoseksüelliği "tiksinti verici bir şey", "doğaya karşı işlenmiş bir suç", "büyük bir günah" vs. olarak nitelemişlerdir. Eşcinsellik karşıtı tutumlar toplumumuzda derinlere kök salmıştır. 1990'da, Amerikalıların %80'i homoseksüelliğin yanlış olduğunu düşünmekteydi. Dahası, eşcinsellerin %92'si tehdit edilmekte ya da kendilerine sözle sataşılmaktadır; %24'ü cinsel tercihlerinden dolayı fiziksel saldırıya uğramaktadır. Yüzyıllar boyu, eşcinseller işkencelere maruz kalmış, eziyetler görmüş, hadım edilmiş, anormal kabul edilmiş, üzerlerinde şok tedavileri uygulanmış, "nonoş dövücüler" tarafından saldırıya uğramış ve Hitler'in emriyle Yahudiler, Ruslar ve diğer "istenmeyenler"le birlikte yüz binlercesi öldürülmüştür. Kimseye zarar vermeden sadece birbirlerini sevdikleri ya da çekici buldukları için neden onlara böyle şiddet dolu bir tepki gösterilmektedir? Bunu tam olarak bilmiyoruz, ancak eşcinsellik karşıtı önyargı doğuştan değil, kültürel veya psikolojik olarak ortaya çıkmaktadır, zira bazı kültürlerde homoseksüellik kabul görmüştür. Psikanalistler homofobinin kendi bilinç dışı homoseksüel eğilimlerimizden korktuğumuz ya da bu eğilimlerden nefret ettiğimiz için ortaya çıktığını ileri sürerler. Bazı sosyologlar kültürümüzün erkeklere efeminen erkekler dahil, müphem şekilde kadınsı olan her şeyden nefret etmeyi öğrettiğini belirtmektedir. Dinler ve diğer eşcinsellik karşıtı gruplar eşcinselleri küçük oğlan çocuklarını ayartmaya çalışan ahlaksız günahkarlar olarak betimler. Gerçekte heteroseksüel erkekler, genelde genç kurbanlara homoseksüel erkeklerden çok daha fazla zarar vermektedirler. Homofobi hakkında daha fazla bilgi edinmek için Blumenfeld'i (1992) okuyun. Yaklaşık 2300 sene önce Platon Şölen (Symposium ) adlı eserinde eşcinselliği savunmuştur. Bizler çok yavaş öğreniyoruz. [Eşcinsellik hakkında kimsenin tepkisini çekmeden konuşmak neredeyse imkansızdır. Psikiyatri bilimi bile yarım yüzyıl içinde eşcinsellikle ilgili kararlarını birçok kez değiştirmek durumunda kalmıştır. Eşcinselliğin tedavi edilmesi gereken bir durum mu, yoksa kadın ya da erkek olmak gibi olağan bir durum mu olduğu tartışması bilim ne kadar ilerlerse ilerlesin ahlaki bir tartışma olarak sürerek gibi görünüyor. MAE]
Gerçek günah eşcinsellere yüklenmiş olan alçakça, gerçek dışı suçlamalar ve kültürümüzün bu insanlara yaşattığı acılar ve getirdiği kısıtlamalardır. Eşcinseller açıkça sapık, hasta, ahlaksız ve insandan daha aşağı düzeyde canlılar olarak hakaret görmekte ve aşağılanmaktadır. Bu yüzden, genç birinin, birazcık homoseksüel dürtü hissetse, kendinden nefret etmekten ve vicdan azabından kaçınması oldukça zordur. 1989'da bir hükümet raporu eşcinsel gençlerin intihara eğilimlerinin kendi yaşlarındaki heteroseksüellere göre iki ilâ altı kat daha fazla olduğunu belirtmektedir. Eşcinsel bir genç olarak, güçlü homoerotik duygularınızı saklamanız ve bunlarla baş etmeniz çok zor, korkunç bir durumdur. İyi ki eşcinselliği anlama konusunda homoseksüellere ve ebeveynlerine yol gösteren çok sayıda iyi kitap bulunmaktadır. Berzon (1988) ve Heron (1983) hem erkek hem de kadınlar için eşcinsel ilişkilerin kurulması üzerinde durmaktadır. Clark (1987), Green (1987), Tessina (1989), ve Doyle (1989) erkek eşcinsel ilişkileri ve sorunları üzerine yoğunlaşır. Clunis & Green (1988) kadın eşcinsellerle ilgili yazmıştır. Ailenize, heteroseksüel eşlerinize, çocuklarınıza, arkadaşlarınıza ve işyerindekilere "durumunuzu açıklamak" özel bir sorun oluşturur (Brans, 1987; Buxton, 1994; MacPike, 1993; Borhek, 1983; Griffin, Wirth & Wirth, 1986).
Erkek eşcinsellerle ilgili yaygın bir yanlış inanış bu kişilerin hepsinin alelacele yaşayacakları, rastgele cinsel deneyim peşinde koştuklarıdır. Bu doğru değildir, hatta kadın eşcinsellerin %75'inin ve erkek eşcinsellerin de %50'sinin şu anda iyi giden, tatmin edici, oturmuş ilişkileri bulunmaktadır --kalan diğerleri de tıpkı eşcinsel olmayan insanlar gibi anlamlı bir aşk arayışı içindendir. Bazı eşcinsellerin (çoğunlukla erkekler) bir gecelik ilişki peşinde oldukları doğrudur, ancak aynı şey eşcinsel olmayanlar için de geçerlidir. Lezbiyenler diğer kadınlara öncelikle aşk ve sevgi için yaklaşmakta gibi görünmektedirler, bunu cinsel dürtüler izleyebilir. Erkek eşcinseller ise ilişkiye önce seksle ilgili olarak yönelirler, bunu daha sonra sevgi izler.
Basitçe söylemek gerekirse, homoseksüellerin de genleri, hormonları ve/veya kendilerini sevgi ya da cinsel hoşnutluk sağlamak için hemcinslerine yönlendiren erken çocukluk deneyimleri bulunmaktadır. Eşcinselliğin nedenlerini açıklamak için pek çok teori vardır. Ve, şunun daha iyi anlaşılması gerekir ki, bilgi bizim aşağılık, berbat görüşlerden kurtulmamıza yardımcı olur. Eşcinsellik ile ilgili araştırmaların teknik bir özeti için Money'e (1989) bakın. Ben vücutlarımızın hemen hemen her türlü cinsel etkinliğe içgüdüsel olarak ilgi ile tepki vereceğini düşünmekteyim. Mastürbasyon gibi bazı belirli türden zarar vermeyen cinsel eylemlerden kaçınmamızı ve hemcinslerimizle seks oyunlarına girmeyi aşağılamamızı öğretmek için muhtemelen güçlü sosyal eğitim görmemiz gerekmekte. (Not: Göğüs ve kalça fetişleri gibi heteroseksüel eğilimlerin neden oluştuğuna ilişkin teoriler üretmeye pek ilgi göstermiyor gibiyiz; bunların doğal şeyler olduğuna dair sığ açıklamayla kendimizi gayet hoşnut hissederiz. Ancak eşcinsel eğilimler için daha derin ve patolojik bir açıklamaya ihtiyaç duyar gibiyiz.)
Erkek homoseksüeller pek çok şekilde aşağılanmaktadır, örneğin dejenere ve "hasta" olarak görülürler, kadınlara karşı kendilerini güvensiz hissettikleri düşünülür, muhallebi çocuğu ve "hanım evladı" vs. olarak adlandırılırlar. Araştırmacılar eşcinsellerin (hoşgörüsüz kültürümüzün ektiği utanç haricinde) diğer insanlardan daha çok kimlik veya psikolojik sorunlarının bulunmadığını göstermiştir. Kadınlardan nefret etmezler, onlardan korku duymazlar; karşı cinsle kötü bir deneyim yaşamamışlardır; eşcinsel olmak için ayartılmamışlardır; kötü ya da nörotik ebeveynlerin ürünü de değildirler. Tıpkı diğer insanlar gibi, birilerini sevip çekici buldukları için kendilerini suçlu hissetmemelidirler. Eşcinsel olmayanların hiçbiri aşık olacakları cinse ya da vücudun hangi kısımlarının onları cinsel olarak uyaracağına bilinçli olarak karar vermemiştir. Bu, kendiliğinden oluvermiştir. Niçin cinsel yönelimin sadece eşcinseller için bilinçli bir seçim olduğu düşünülsün?
Eşcinsellerin beyinlerinin doğuştan hafifçe farklı olduğunu öne süren araştırmalar vardır. Bunun önemi henüz bilinmemektedir. Bir çok erkek ve kadın eşcinselin bu şekilde doğduklarına inandıkları biliniyor. Bir çoğu 6-8 yaşlarına geldiklerinde "farklı" olduklarını anlar, diğerleri ise onlu yaşlarda bunu fark eder. Bazı insanlar yetişkin yaşlarda eşcinsel olurlar, bazıları çocuk sahibi olduktan sonra. Bu dönüşümlere rağmen terapistler cinsel yönelimin değişmesinin özellikle erkeklerde güç olduğuna inanmaktadır. Yine de genç erkeklerin eşcinsel etkinliklere katılmasını bekleyen ve onları bu yönde destekleyen kültürler vardır, bu etkinlikler arasında "erkek" olmak için meni yutmak da bulunur, ancak bu insanlar kendilerine bir eş bulma zamanı geldiğinde kolayca heteroseksüel hale gelirler, ailelerine babalık yaparlar.
Kadınlar erkeklere göre daha geç yaşlarda, otuzlu veya kırklı yaşlarda bile, eşcinselliğe doğru dönüşüm yaşamaya daha yatkındır. İnsanların eşcinsellikten heteroseksüelliğe (ya da tam tersi) nasıl geçtiği bilinmiyor, ancak çok azının dinlerini değiştirmeleri neticesinde bunu yaşadıkları bilinmekte. Psikoterapi mutsuz eşcinsel erkekleri heteroseksüel hale dönüştürmekte çok az başarılı olmuştur. Terapistler genellikle hastanın heteroseksüel hale gelmesine yardımcı olmaktansa homoseksüel olmanın getirdiği ciddi sosyal zorluklara uyum sağlamasına yardım etmenin daha gerçekçi olduğuna inanmaktadır.
İnsanlar, özellikle yetişkinler, birbirlerini sevdikleri ve karşılıklı iradeleriyle seks yaptıkları sürece, birbirlerinden nefret eden ve birbirlerine karşı önyargılı olan veya birbirleriyle savaşa giren insanlarla karşılaştırıldığında pek büyük sorun yaşamazlar. Sevmek ve bir çocuk yetiştirmek isteyen eşcinseller desteklenmeli ve takdir edilmelidir; lezbiyen annelerin yetiştirdikleri çocuklar tıpkı diğer annelerinki gibidir ve akranları kadar iyi uyum gösterir (Tasker, 1995). Aynı şekilde, (evli) eşcinsel erkeklerin oğullarının %91'i heteroseksüel bir yaşam tarzı sürdürür. Eşcinsel ebeveynlerin heteroseksüel çocukları oluyor gibi görünmektedir.
Homoseksüel kaygılarla ilgili daha fazla yardım için telefon rehberinizdeki direkt hatlar bölümünde "Homoseksüellik" başlığını kontrol edin ya da Parents FLAG, P. O. Box 24565, Los Angeles, CA 90024 adresine yazın. Eşcinseller için genel bir rehber kitap da bulunmaktadır (Silverstein & Picano, 1993). Hutchins & Kaahumanu (1991) ya da Weinberg, Williams & Pryor (1994) biseksüellerin ilgisini çekebilir.
Çeşitli pek çok kitap seks hakkında geniş kapsamlı, pratik ve değerli bilgi içerir (SIECUS, 80 Fifth Avenue, New York, NY 10011 den yararlı kitap listesini edinebilirsiniz). "Becoming Orgasmic," (Orgazmla Barışma) da dahil olmak üzere The Better Sex Video Series, (Daha İyi Seks Video Dizisi) Sinclair Institute, Box 8855, Chapel Hill, NC (1-800-955-0888) adresinde mevcuttur. Masters ve Johnson Enstitüsü 1-900-933-6868 (dakikası 3.99 dolara) seks bilgisi direkt hattını uygulamaya koymuştur. Cinselliğinizi kendinizin değerlendirmesi için Valois & Kannermann (1992)'a bakınız. Yukarıda kısaca değinilen cinsel sorunlarla ilgili daha fazla bilgi için yukarıda önerilen referanslara bakabilirsiniz veya Helen Kaplan'ın (1975; 1979; 1987), Yaffe & Fenwick'in (1988), Domeena Renshaw'in (1995) ya da Gary Kelly'in (1979) kitabını okuyabilirsiniz. Hepsi de mükemmeldir.
Seks hakkındaki en iyi genel literatürden alıntı yapmaya çalıştım, ancak değinmediğim bazı özel konular ve referanslar da mevcut. Örneğin:
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile ilgili bilgi için Ulusal CYBH Hattını (1-800-227-8922) arayabilir ve telefon rehberinde "VD" başlığına bakabilirsiniz. Bu arada, bir milyonun üzerinde Amerikalı HIV pozitif (AIDS taşıyıcısı) veya AIDS hastası iken, 12 milyon kişi de her sene, herpes (genital uçuk virüsü), genital siğil, klamidya, bel soğukluğu, sifilis (frengi), ve diğer hastalıklar da dahil olmak üzere başka cinsel hastalıklara yakalanmaktadır. Ücretsiz bilgi için American Social Health Association, P. O. Box 13827, Research Triangle Park, NC 27709 adresine yazın. Barlow (1979) veya Langston’u (1983) okuyun.
Doğum kontrolü ve hamilelik için, Sarı Sayfalarda Aile Planlaması başlığına bakın ve gebelikten korunma ile ilgili yukarıda belirtilen başvuru kaynaklarını okuyun.
Bir yabancı, bir tanıdık, akraba ya da eşiniz size cinsel saldırıda bulunursa polisi veya bulunduğunuz yerdeki Tecavüz ve Kriz Danışma Hattını (ya da ulusal merkezin 301-443-1910 numaralı telefonunu) arayın ve Brownmiller (1975), Grossman ve Sutherland’in yazılarını (1982/83) okuyun.
Ensest ile ilgili bir endişeniz varsa, bulunduğunuz yerdeki Aile ve Çocuk Hizmetleri Kurumunu arayın ve Renshaw (1983), Bass & Davis (1994), veya Russell (1982) veya yukarıda ve 7. ve 9. bölümlerde bahsedilen başvuru kaynaklarını okuyun.
İş yerinde (kadınların %40 ilâ %80'i) veya okulda (aynı okula gidenlerin %25'i) cinsel taciz için Pozitif Ayrımcılık Ofisini arayın ve MacKinnon (1979) veya Colatosti ve Karg’ı (1992) okuyun.
Eğer bir seks terapistine ihtiyaç duyduğunuzu düşünmekteyseniz, telefon rehberinden körlemesine seçim yapmayın. Bu uzmanlık dalı ile ilgili hiçbir düzenleme yapılmamıştır. Pek çok yetenekli psikoterapist bu alanda çok da yeterli değildir. Öyleyse ne yapacaksınız? Bir seks terapisti veya terapi grubu bulmak için American Association of Sex Educators, Counselors and Therapists (Amerikan Seks Eğitimcileri, Danışmanları ve Terapistleri Birliği) ile, 11 Dupont Circle, NW, Suite 220, Washington, DC 20036-1207 adresinden bağlantı kurun. Veya bir seks terapistine sevk edilmek için 212-920-4576 numaralı telefonu arayın. St. Louis'deki Masters & Johnson Enstitüsü’nü düşünebilirsiniz, ancak iki hafta süresince her gün seanslara katılmanız beklenir. Terapileri ilişkiler üzerine yoğunlaşır --öfke, özgüven, güç savaşımı. Oldukça da pahalıdır (5.000 dolardan fazla). Maddi gücünüz buna yetmezse uzmanlaşmış tıp merkezleri, üniversiteler ya da hastanelerle birlikte çalışan "seks terapisi merkezlerini" düşünün (çoğu ne kadar ödeyebileceğinize bağlı olarak ücretlendirme uygular). Bulunduğunuz yerdeki Akıl Sağlığı Merkezi de sizi profesyonel bir kliniğe ya da deneyimli bir seks terapistine gönderebilir. Doktora derecesi ve cinsel sorunlarla ilgili engin bir deneyimi olmayan herkesten uzak durun. Aynı şekilde, gerçekçi olmayan sözler veren ya da sorununuza profesyonelce olmayan/etik dışı yaklaşımlarda bulunan bütün terapistlerden de kaçının.